Blog

  • Hizmet Tespit Davası

    Hizmet Tespit Davası

    Hizmet tespit davası, sigortalı olarak çalışmasına rağmen Sosyal Güvenlik Kurumu’na hiç bildirilmeyen veya eksik bildirilen çalışmaların tespiti amacıyla açılan dava türüdür. Bu dava, özellikle sigortasız çalıştırılan ya da prim günleri eksik gösterilen işçilerin sosyal güvenlik haklarını korumak açısından büyük önem taşır. Hizmet tespiti sayesinde işçi, emeklilik, sağlık hizmetleri ve diğer sosyal güvenlik haklarını güvence altına alabilir.

    Hizmet Tespit Davasının Hukuki Dayanağı

    Hizmet tespit davası, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 86. maddesinde düzenlenmiştir. Kanuna göre işveren, çalıştırdığı sigortalıları süresi içinde SGK’ya bildirmekle yükümlüdür. Bu yükümlülüğün yerine getirilmemesi hâlinde işçi, çalıştığı sürenin tespit edilmesi için dava açabilir. Hizmet tespit davaları, kamu düzenine ilişkin davalar arasında yer almakta olup mahkemeler tarafından titizlikle incelenmektedir.

    Hizmet Tespit Davası Açma Şartları

    Hizmet tespit davası açılabilmesi için işçinin fiilen çalışmış olması ve bu çalışmanın SGK’ya hiç bildirilmemiş ya da eksik bildirilmiş olması gerekir. İşçi ile işveren arasında hizmet ilişkisi bulunması temel şarttır. Dava, işçinin çalışmasının geçtiği yılın sonundan itibaren beş yıl içinde açılmalıdır. Bu süre hak düşürücü süre olup, süresi içinde açılmayan davalar reddedilir. Hizmet tespit davalarında bu süreye özellikle dikkat edilmesi gerekmektedir.

    Hizmet Tespit Davasında Deliller ve İspat

    Hizmet tespit davasında ispat, diğer iş davalarına göre daha geniş delil imkânlarına sahiptir. Tanık beyanları, bordrolar, banka kayıtları, yazışmalar ve işyeri kayıtları delil olarak kullanılabilir. Mahkeme, gerekli gördüğü hâllerde SGK’dan ve ilgili kurumlardan kayıtları re’sen talep edebilir. Kamu düzenine ilişkin olması nedeniyle hâkim, delilleri serbestçe değerlendirir. İşçinin fiili çalışmasının ispatı, davanın sonucunu doğrudan etkiler.

    Hizmet Tespit Davasının Sonuçları

    Mahkeme, hizmet tespit davasını kabul ederse, işçinin tespit edilen çalışma süreleri SGK kayıtlarına işlenir. Bu durum, işçinin emeklilik prim gün sayısına ve sigortalılık süresine doğrudan etki eder. Ayrıca işveren hakkında idari para cezaları ve geriye dönük prim borçları gündeme gelebilir. Hizmet tespit davası, yalnızca geçmişe yönelik bir tespit sağlamakla kalmaz, işçinin gelecekteki sosyal güvenlik haklarını da güvence altına alır. Bu nedenle davanın doğru ve eksiksiz şekilde yürütülmesi büyük önem taşır.

  • Sendikal Tazminat Davası

    Sendikal Tazminat Davası

    Sendikal tazminat davası, işçilerin sendikaya üye olmaları, sendikal faaliyetlere katılmaları veya bu faaliyetlerden kaçınmaları nedeniyle işveren tarafından ayrımcılığa uğramaları hâlinde açılan özel nitelikli bir dava türüdür. Bu dava, sendika özgürlüğünün korunmasını ve işçinin anayasal haklarının güvence altına alınmasını amaçlar. Sendikal tazminat, iş hukukunda işçiyi koruyan en güçlü yaptırımlardan biridir.

    Sendikal Tazminatın Hukuki Dayanağı

    Sendikal tazminat, 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu’nun 25. maddesinde düzenlenmiştir. Bu maddeye göre işveren; işçilerin sendikaya üye olmaları, üyelikten ayrılmaları veya sendikal faaliyetlere katılmaları nedeniyle işçileri farklı işleme tabi tutamaz. Bu yasağa aykırı davranılması hâlinde işçi, sendikal tazminat talep etme hakkına sahiptir. Bu düzenleme, sendika özgürlüğünü anayasal güvence altına alan temel hükümlerden biridir.

    Sendikal Tazminat Davası Açma Şartları

    Sendikal tazminat davası açılabilmesi için işçinin sendikal bir nedenle zarara uğramış olması gerekir. İş sözleşmesinin sendikal nedenle feshedilmesi, işçinin ücretinin düşürülmesi, görev yerinin değiştirilmesi veya baskı uygulanması bu kapsamda değerlendirilir. İşçinin sendikal faaliyeti ile işverenin olumsuz işlemi arasında illiyet bağının bulunması şarttır. Bu bağ, tanık beyanları, yazılı belgeler ve işyeri uygulamalarıyla ispat edilebilir. Sendikal tazminat davalarında iş güvencesi şartlarının bulunup bulunmaması ayrıca değerlendirilir.

    Sendikal Tazminatın Miktarı ve Kapsamı

    Sendikal tazminatın miktarı, işçinin en az bir yıllık ücretinden az olamaz. Mahkeme, olayın niteliğini, işverenin kusurunu ve sendikal hakkın ihlal derecesini dikkate alarak tazminat miktarını belirler. Sendikal tazminat, kıdem ve ihbar tazminatından bağımsız olarak talep edilebilir. Ayrıca iş güvencesi kapsamında olan işçiler bakımından, sendikal nedenle fesih hâlinde işe iade davası ile birlikte sendikal tazminat da gündeme gelebilir. Bu yönüyle sendikal tazminat, güçlü bir caydırıcılık sağlar.

    Sendikal Tazminat Davasında Usul ve İspat

    Sendikal tazminat davalarında görevli mahkeme iş mahkemesidir. Dava açılmadan önce arabuluculuk sürecine başvurulması zorunludur. İspat yükü, kural olarak işçiye ait olmakla birlikte, sendikal nedenle ayrımcılık iddiasının güçlü şekilde ortaya konulması hâlinde işverenin aksini ispat yükü doğar. Mahkeme, tarafların delillerini değerlendirerek sendikal hakkın ihlal edilip edilmediğini tespit eder. Bu davalar, anayasal hakları ilgilendirdiğinden özel bir hassasiyetle ele alınır.

  • İstirdat Davası Nedir?

    İstirdat Davası Nedir?

    İstirdat davası, borçlu olmadığı hâlde ödeme yapan veya icra takibi sonucu haksız şekilde borç ödemek zorunda kalan kişinin, ödediği bedelin geri alınması amacıyla açtığı dava türüdür. Uygulamada en sık, icra takibi nedeniyle yapılan ödemelerin hukuka aykırı olduğunun sonradan anlaşılması hâlinde gündeme gelir. İstirdat davası, haksız tahsil edilen paranın geri alınmasını sağlayarak adaletin tesis edilmesini amaçlayan önemli bir hukuki yoldur.

    İstirdat Davasının Hukuki Dayanağı

    İstirdat davası, İcra ve İflas Kanunu’nun 72. maddesinde düzenlenmiştir. Bu maddeye göre borçlu, borçlu olmadığını ispat etmesi hâlinde, ödediği paranın geri verilmesini talep edebilir. Özellikle icra takibine itiraz edemeyen veya itirazı reddedilen borçlular açısından istirdat davası büyük önem taşır. Bu dava, icra hukukuna özgü bir dava türü olup, genel alacak davalarından farklı özellikler taşımaktadır.

    İstirdat Davası Açma Şartları

    İstirdat davası açılabilmesi için öncelikle borçlunun gerçekte borçlu olmaması gerekir. Ayrıca borçlunun, icra takibi kapsamında borcu ödemiş olması veya cebri icra yoluyla ödeme yapmak zorunda kalması şarttır. Ödeme yapılmadan önce açılan davalar istirdat davası değil, menfi tespit davası niteliği taşır. İstirdat davası, ödeme tarihinden itibaren bir yıl içinde açılmalıdır. Bu süre hak düşürücü süre olup, sürenin kaçırılması hâlinde dava hakkı ortadan kalkar.

    İstirdat Davasında İspat Yükü

    İstirdat davasında ispat yükü davacıya, yani borçluya aittir. Borçlu, ödemenin haksız olduğunu ve gerçekte borç bulunmadığını somut delillerle ispatlamak zorundadır. Bu kapsamda sözleşmeler, ödeme belgeleri, banka kayıtları, faturalar ve tanık beyanları delil olarak kullanılabilir. Mahkeme, borcun doğup doğmadığını ve yapılan ödemenin hukuki dayanağını ayrıntılı şekilde inceler. İspat yükünün ağır olması, istirdat davalarını teknik ve dikkat gerektiren davalar hâline getirmektedir.

    İstirdat Davasının Sonuçları

    Mahkeme, istirdat davasını haklı bulursa, haksız şekilde tahsil edilen bedelin davacıya iadesine karar verir. İade edilecek tutara, ödemenin yapıldığı tarihten itibaren faiz işletilmesi de mümkündür. Davanın reddedilmesi hâlinde ise borcun varlığı kesinleşmiş olur. İstirdat davası sonucunda verilen karar, taraflar arasındaki borç ilişkisini kesin olarak ortaya koyar. Bu nedenle dava sürecinin, usul ve süreler açısından titizlikle yürütülmesi büyük önem taşır.

  • Mobbing – Kötü Niyet Tazminatı

    Mobbing – Kötü Niyet Tazminatı

    Mobbing, çalışma hayatında işçinin sistematik ve sürekli şekilde psikolojik baskıya maruz bırakılması olarak tanımlanır. İşyerinde uygulanan bu tür davranışlar, işçinin kişilik haklarını, mesleki itibarını ve ruh sağlığını doğrudan etkiler. Mobbing uygulamalarına maruz kalan işçi, belirli şartların varlığı hâlinde kötü niyet tazminatı talep edebilir. Mobbing ve kötü niyet tazminatı, iş hukukunda işçinin korunmasına yönelik önemli hukuki mekanizmalardır.

    Mobbingin Hukuki Tanımı ve Unsurları

    Mobbing, işyerinde belirli bir kişiyi hedef alan, kasıtlı, sistematik ve süreklilik arz eden psikolojik taciz davranışlarını ifade eder. Bu davranışlar; dışlama, küçük düşürme, aşağılama, görev yeri veya görev tanımının keyfi şekilde değiştirilmesi gibi çeşitli şekillerde ortaya çıkabilir. Yargıtay uygulamalarında mobbingin varlığının kabul edilebilmesi için davranışların süreklilik göstermesi ve işçinin kişilik haklarını zedelemesi aranır. Tek seferlik veya geçici davranışlar, kural olarak mobbing kapsamında değerlendirilmez.

    Kötü Niyet Tazminatının Hukuki Dayanağı

    Kötü niyet tazminatı, 4857 sayılı İş Kanunu’nun 17. maddesinde düzenlenmiştir. İş güvencesi hükümlerinin uygulanmadığı hâllerde, işverenin iş sözleşmesini feshederken kötü niyetli davranması durumunda gündeme gelir. Kötü niyetli fesih, işçinin yasal haklarını kullanması nedeniyle işten çıkarılması gibi durumları kapsar. Mobbing sonucu gerçekleştirilen fesihler de çoğu zaman kötü niyetli fesih olarak değerlendirilir ve işçiye kötü niyet tazminatı talep etme hakkı tanır.

    Mobbing Nedeniyle Talep Edilebilecek Tazminatlar

    Mobbinge maruz kalan işçi, uğradığı zararlar nedeniyle birden fazla tazminat türü talep edebilir. Manevi tazminat, işçinin yaşadığı psikolojik yıpranmanın giderilmesini amaçlar. Mobbing nedeniyle iş sözleşmesinin sona ermesi hâlinde ise kötü niyet tazminatı veya şartları varsa işe iade davası gündeme gelebilir. Ayrıca mobbing sonucu sağlık sorunları ortaya çıkmışsa, maddi tazminat talepleri de söz konusu olabilir. Bu talepler, olayın özelliklerine göre birlikte veya ayrı ayrı ileri sürülebilir.

    Mobbing ve Kötü Niyet Tazminatında Dava Süreci

    Mobbing ve kötü niyet tazminatı taleplerinde görevli mahkeme iş mahkemesidir. Dava açılmadan önce arabuluculuk sürecine başvurulması zorunludur. Mobbingin ispatı, tanık beyanları, yazılı belgeler, elektronik yazışmalar ve sağlık raporları ile mümkündür. Mahkeme, olayın bütününü değerlendirerek mobbingin varlığını ve fesihte kötü niyet bulunup bulunmadığını tespit eder. Bu tür davalar, ispat ve değerlendirme açısından titizlik gerektirdiğinden profesyonel hukuki destek büyük önem taşır.

  • Meslek Hastalığı Nedeniyle Tazminat Davası

    Meslek Hastalığı Nedeniyle Tazminat Davası

    Meslek hastalığı, işçinin çalıştığı işin niteliği veya çalışma koşulları nedeniyle zaman içinde maruz kaldığı etkenler sonucunda ortaya çıkan sağlık sorunlarını ifade eder. Meslek hastalığı nedeniyle açılacak tazminat davası, işçinin uğradığı maddi ve manevi zararların giderilmesini amaçlayan önemli bir hukuki yoldur. Bu davalar, hem iş sağlığı ve güvenliği kurallarının uygulanmasını hem de işçinin yaşam ve çalışma hakkının korunmasını hedeflemektedir.

    Meslek Hastalığının Hukuki Tanımı

    Meslek hastalığı, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nda tanımlanmıştır. Buna göre meslek hastalığı, sigortalının çalıştığı işin niteliğinden dolayı tekrarlanan bir sebeple veya işin yürütüm şartları yüzünden uğradığı geçici ya da sürekli hastalık, bedensel veya ruhsal engellilik hâlidir. Meslek hastalığının tespiti, yetkili sağlık kuruluşları ve SGK tarafından yapılır. Bu tespit, tazminat davasının açılabilmesi açısından temel bir unsurdur.

    Meslek Hastalığı Nedeniyle Tazminat Şartları

    Meslek hastalığı nedeniyle tazminat davası açılabilmesi için öncelikle hastalık ile yapılan iş arasında illiyet bağının bulunması gerekir. İşçinin, hastalığın çalışma koşullarından kaynaklandığını ispatlaması önemlidir. Ayrıca işverenin, iş sağlığı ve güvenliği önlemlerini almamış olması veya gerekli tedbirleri eksik uygulamış olması hâlinde kusur sorumluluğu doğar. İşverenin kusuru, tazminat miktarının belirlenmesinde dikkate alınır. Bu tür davalarda kusur oranı, bilirkişi incelemesi ile tespit edilir.

    Talep Edilebilecek Tazminat Türleri

    Meslek hastalığı nedeniyle açılan tazminat davalarında işçi veya hak sahipleri, maddi ve manevi tazminat talep edebilir. Maddi tazminat; tedavi giderleri, çalışma gücü kaybı, kazanç kaybı ve bakıcı giderleri gibi kalemleri kapsar. Manevi tazminat ise işçinin yaşadığı acı, elem ve ızdırabın kısmen de olsa giderilmesini amaçlar. Meslek hastalığının ölümle sonuçlanması hâlinde ise destekten yoksun kalma tazminatı talep edilebilir. Bu tazminat türleri, olayın özelliklerine göre mahkeme tarafından değerlendirilir.

    Meslek Hastalığı Davalarında Usul ve Zamanaşımı

    Meslek hastalığı nedeniyle açılacak tazminat davalarında görevli mahkeme iş mahkemeleridir. Dava açılmadan önce arabuluculuk sürecine başvurulması zorunludur. Zamanaşımı süresi, hastalığın öğrenildiği tarihten itibaren işlemeye başlar ve somut olaya göre değişiklik gösterebilir. Meslek hastalığı davaları teknik ve tıbbi inceleme gerektirdiğinden, uzman bilirkişi raporları büyük önem taşır. Bu nedenle sürecin, alanında deneyimli bir hukukçu tarafından yürütülmesi hak kayıplarının önlenmesi açısından önemlidir.

  • İşsizlik Maaşı​

    İşsizlik Maaşı​

    İşsizlik maaşı, çalışma hayatında kendi kusuru dışında işsiz kalan sigortalılara, belirli süre ve şartlarla ödenen önemli bir sosyal güvenlik yardımıdır. İşsizlik maaşının temel amacı, işsiz kalan kişinin yeni bir iş buluncaya kadar asgari geçimini sağlayabilmesidir. Bu ödeme, İşsizlik Sigortası Fonu tarafından karşılanmakta olup, hem işçinin hem de işverenin prim katkılarıyla finanse edilmektedir. İşsizlik maaşı, uygulamada sıkça hak kaybına konu olduğundan, şartlarının doğru şekilde bilinmesi büyük önem taşır.

    İşsizlik Maaşının Hukuki Dayanağı

    İşsizlik maaşı, 4447 sayılı İşsizlik Sigortası Kanunu kapsamında düzenlenmiştir. Kanuna göre işsizlik sigortası, zorunlu bir sigorta türüdür ve belirli şartların sağlanması hâlinde sigortalıya ödeme yapılmasını öngörür. İşsizlik maaşı, sosyal devlet ilkesinin bir gereği olarak işçinin ekonomik ve sosyal güvenliğini korumayı amaçlar. Bu kapsamda ödemeler, belirli sürelerle sınırlı olup kanunda açıkça düzenlenmiştir.

    İşsizlik Maaşı Alma Şartları

    İşsizlik maaşı alabilmek için bazı şartların birlikte gerçekleşmesi gerekir. Öncelikle işçinin kendi istek ve kusuru dışında işsiz kalmış olması şarttır. Ayrıca işçinin, işten ayrılmadan önceki son 120 gün boyunca kesintisiz olarak sigortalı çalışmış olması gerekir. Bununla birlikte son üç yıl içinde en az 600 gün işsizlik sigortası primi ödenmiş olmalıdır. Bu şartları sağlayan işçiler, iş sözleşmelerinin sona ermesinden itibaren 30 gün içinde İŞKUR’a başvurarak işsizlik maaşı talebinde bulunabilir.

    İşsizlik Maaşının Süresi ve Miktarı

    İşsizlik maaşının süresi, işçinin son üç yıl içinde ödenen prim gün sayısına göre belirlenir. Buna göre 600 gün prim ödeyen işçiye 180 gün, 900 gün prim ödeyen işçiye 240 gün, 1080 gün prim ödeyen işçiye ise 300 gün işsizlik maaşı ödenir. İşsizlik maaşı miktarı, sigortalının son dört aylık prime esas kazançları dikkate alınarak hesaplanır. Ancak ödenecek tutar, brüt asgari ücretin belirli bir oranını aşamaz. Bu yönüyle işsizlik maaşı, sınırlı ama düzenli bir gelir sağlamayı hedefler.

    İşsizlik Maaşının Kesilmesi ve İtiraz Yolları

    İşsizlik maaşı alan kişinin, İŞKUR tarafından teklif edilen uygun bir işi haklı bir neden olmaksızın reddetmesi hâlinde ödeme kesilir. Ayrıca kayıt dışı çalışma, emeklilik veya sürekli bir gelir elde edilmesi durumlarında da işsizlik maaşı sona erer. İşsizlik maaşının haksız şekilde kesildiğini düşünen kişiler, ilgili kuruma itiraz edebilir veya gerekli hâllerde yargı yoluna başvurabilir. Yanlış işten çıkış kodları nedeniyle işsizlik maaşı alamayan işçiler, dava yoluyla gerçek fesih nedeninin tespitini isteyebilir.

  • İşe İade Davası ve Şartları

    İşe İade Davası ve Şartları

    İşe iade davası, iş güvencesi kapsamında yer alan işçilerin, iş sözleşmelerinin geçersiz veya haksız nedenle feshedilmesi hâlinde başvurabilecekleri en önemli hukuki yollardan biridir. Bu dava ile işçi, işine geri dönmeyi veya işe başlatılmaması hâlinde tazminat almayı talep edebilir. İşe iade davası, hem işçinin çalışma hakkını korumayı hem de işverenin keyfi fesihlerini önlemeyi amaçlayan önemli bir iş hukuku kurumudur.

    İşe İade Davasının Hukuki Dayanağı

    İşe iade davası, 4857 sayılı İş Kanunu’nun 18, 19, 20 ve 21. maddelerinde düzenlenmiştir. Kanun, belirli şartları taşıyan işçilere iş güvencesi sağlamış ve geçerli neden olmaksızın yapılan fesihlere karşı dava hakkı tanımıştır. İşveren, iş sözleşmesini feshederken geçerli bir nedene dayanmak ve bu nedeni açıkça belirtmek zorundadır. Aksi hâlde fesih geçersiz sayılır ve işe iade davasının yolu açılır.

    İşe İade Davası Açma Şartları

    İşe iade davası açılabilmesi için kanunda belirtilen şartların birlikte gerçekleşmesi gerekir. İşçinin belirsiz süreli iş sözleşmesiyle çalışıyor olması, iş yerinde en az otuz işçinin bulunması ve işçinin en az altı aylık kıdeminin olması temel şartlardandır. Ayrıca işçinin işveren vekili konumunda olmaması gerekir. Fesih işleminin geçerli bir nedene dayanmaması veya usule aykırı yapılması hâlinde işçi, işe iade davası açma hakkına sahiptir. Bu şartların varlığı, mahkeme tarafından titizlikle incelenir.

    İşe İade Davası Süreci

    İşe iade davası açılmadan önce arabuluculuk sürecine başvurulması zorunludur. Arabuluculuk görüşmelerinde anlaşma sağlanamazsa, işçi son tutanağın düzenlenmesinden itibaren iki hafta içinde iş mahkemesinde dava açmalıdır. İşe iade davaları, basit yargılama usulüne tabidir ve diğer iş davalarına göre daha hızlı sonuçlandırılması amaçlanır. Mahkeme, fesih nedenini, işverenin sunduğu delilleri ve işçinin savunmalarını değerlendirerek karar verir.

    İşe İade Davasının Sonuçları

    Mahkeme, feshin geçersiz olduğuna karar verirse işveren, işçiyi bir ay içinde işe başlatmak zorundadır. İşveren işçiyi işe başlatmazsa, mahkeme tarafından belirlenen işe başlatmama tazminatını ödemekle yükümlü olur. Bu tazminat, işçinin en az dört, en fazla sekiz aylık ücreti tutarındadır. Ayrıca işçi, boşta geçen süreler için en fazla dört aya kadar ücret ve diğer haklarını da talep edebilir. İşe iade davası, işçi açısından güçlü sonuçlar doğuran bir dava türüdür.

  • İhbar Tazminatı

    İhbar Tazminatı

    İhbar tazminatı, belirsiz süreli iş sözleşmesinin feshi hâlinde, tarafların kanunda öngörülen bildirim sürelerine uymaması durumunda gündeme gelen bir tazminat türüdür. İş hukukunda ihbar tazminatı, taraflara iş sözleşmesinin sona ermesine hazırlanma imkânı tanımayı amaçlar. Bildirim süresine uyulmaması, hukuki sorumluluk doğurur ve ihbar tazminatı ödeme yükümlülüğünü beraberinde getirir. Bu tazminat hem işçi hem de işveren açısından önemli sonuçlar doğurmaktadır.

    İhbar Tazminatının Hukuki Dayanağı

    İhbar tazminatı, 4857 sayılı İş Kanunu’nun 17. maddesinde düzenlenmiştir. Kanuna göre belirsiz süreli iş sözleşmeleri feshedilirken, işçinin kıdemine göre belirlenen ihbar sürelerine uyulması zorunludur. Bu süreler, taraflardan birinin iş sözleşmesini sona erdirmeden önce karşı tarafa bildirimde bulunmasını öngörür. Bildirim süresine uyulmadan yapılan fesihlerde, bildirim süresine ait ücret tutarında ihbar tazminatı ödenmesi gerekir. Bu düzenleme, iş ilişkisinin ani ve hazırlıksız şekilde sona ermesini önlemeyi hedefler.

    İhbar Tazminatına Hak Kazanma Şartları

    İhbar tazminatına hak kazanılabilmesi için iş sözleşmesinin belirsiz süreli olması ve fesih sırasında bildirim süresine uyulmaması gerekir. İşveren tarafından yapılan haksız veya geçerli nedenle fesihlerde, bildirim süresi tanınmamışsa işçi ihbar tazminatına hak kazanır. Aynı şekilde işçi, bildirim süresine uymadan işten ayrılırsa işverene ihbar tazminatı ödemekle yükümlü olabilir. Ancak haklı nedenle yapılan fesihlerde ihbar tazminatı söz konusu olmaz. Haklı fesih hâllerinde taraflar bildirim süresine uymak zorunda değildir.

    İhbar Tazminatının Hesaplanması

    İhbar tazminatı, işçinin kıdemine göre belirlenen ihbar süresi esas alınarak hesaplanır. İşçinin altı aydan az çalışması hâlinde iki hafta, altı ay ile bir buçuk yıl arasında çalışması hâlinde dört hafta, bir buçuk yıl ile üç yıl arasında çalışması hâlinde altı hafta, üç yıldan fazla çalışması hâlinde ise sekiz haftalık ücret tutarında ihbar tazminatı ödenir. Hesaplama, işçinin brüt ücreti üzerinden yapılır ve süreklilik arz eden yan haklar da ücrete dâhil edilir. Doğru hesaplama yapılmaması hâlinde uyuşmazlıklar kaçınılmaz hâle gelir.

    İhbar Tazminatı Davası ve Zamanaşımı

    İhbar tazminatının ödenmemesi veya eksik ödenmesi durumunda işçi, arabuluculuk sürecinin ardından iş mahkemesinde dava açabilir. İhbar tazminatı davalarında iş sözleşmesi, fesih bildirimi, bordrolar ve tanık beyanları önemli deliller arasında yer alır. İhbar tazminatı alacakları için zamanaşımı süresi beş yıldır. Bu süre içinde dava açılmaması hâlinde hak kaybı yaşanır. Mahkeme, fesih şekli ve bildirim süresine uyulup uyulmadığını değerlendirerek ihbar tazminatına hükmedebilir.

  • İkale Sözleşmelerinin Feshi​

    İkale Sözleşmelerinin Feshi​

    İkale sözleşmesi, işçi ile işverenin iş sözleşmesini karşılıklı ve anlaşarak sona erdirmesi anlamına gelir. Uygulamada “bozma sözleşmesi” olarak da adlandırılan ikale, tarafların özgür iradeleriyle mevcut iş sözleşmesini sona erdirmelerini sağlar. Ancak ikale sözleşmelerinin feshi ve geçerliliği, iş hukuku bakımından sıkı şartlara bağlıdır. Özellikle işçinin iradesinin sakatlanması, baskı veya zorlama altında imza atılması hâllerinde ikale sözleşmesi hukuken geçersiz sayılabilmektedir.

    İkale Sözleşmesinin Hukuki Niteliği

    İkale sözleşmesi, tek taraflı bir fesih olmayıp iki tarafın karşılıklı irade beyanıyla kurulan bir sözleşmedir. Bu nedenle işverenin tek başına ikale düzenlemesi mümkün değildir. İşçi ve işverenin sözleşmenin sona erdirilmesi konusunda açık ve net şekilde anlaşmış olması gerekir. Yargıtay uygulamasında ikale sözleşmeleri, işçinin korunması ilkesi çerçevesinde sıkı şekilde denetlenmektedir. İşçiye makul bir yarar sağlanmayan ikale sözleşmeleri, geçersiz kabul edilebilmektedir.

    İkale Sözleşmesinin Geçerlilik Şartları

    İkale sözleşmesinin geçerli sayılabilmesi için öncelikle tarafların serbest iradelerinin bulunması gerekir. İşçinin işten çıkarılma tehdidi, baskı, hile veya yanılma altında sözleşmeyi imzalaması hâlinde ikale geçersiz olur. Ayrıca işçiye, ikale karşılığında makul bir menfaat sağlanması aranmaktadır. Bu menfaat çoğu zaman kıdem ve ihbar tazminatına ek olarak ödenen ilave bir bedel şeklinde ortaya çıkar. Makul yarar sağlanmayan ikale sözleşmeleri, Yargıtay tarafından işveren feshi olarak değerlendirilebilmektedir.

    İkale Sözleşmesinin Feshi ve Sonuçları

    İkale sözleşmesi imzalandıktan sonra, taraflar açısından bağlayıcı hâle gelir. Ancak sözleşmenin irade sakatlığı nedeniyle imzalandığı ispat edilirse ikale sözleşmesinin feshi, yani geçersizliğinin tespiti mümkündür. Bu durumda iş sözleşmesinin işveren tarafından feshedildiği kabul edilir. Böyle bir tespit, işçiye kıdem tazminatı, ihbar tazminatı ve şartları varsa işe iade davası açma hakkı tanıyabilir. İkale sözleşmesinin feshi hâlinde, işçinin işsizlik ödeneği hakkı da yeniden değerlendirilir.

    İkale Sözleşmelerinde Dava ve İspat Yükü

    İkale sözleşmesinin geçersizliğinin ileri sürüldüğü davalarda ispat yükü büyük ölçüde işverene aittir. İşveren, işçinin ikaleyi özgür iradesiyle ve makul bir yarar karşılığında kabul ettiğini ispatlamak zorundadır. Mahkemeler, sözleşmenin imzalanma koşullarını, işçinin ekonomik durumunu, taraflar arasındaki güç dengesini ve yapılan ödemeleri ayrıntılı şekilde inceler. İkale sözleşmesinin geçersizliğine karar verilmesi hâlinde işçi, işçilik alacaklarını ve diğer yasal haklarını talep edebilir.

  • İşten Çıkış Kodları​

    İşten Çıkış Kodları​

    İşten çıkış kodları, iş sözleşmesinin hangi nedenle sona erdiğini gösteren ve Sosyal Güvenlik Kurumu’na bildirilen resmi kodlardır. Bu kodlar, işçinin kıdem ve ihbar tazminatı hakkını, işsizlik maaşı alıp alamayacağını ve ileride doğabilecek hukuki uyuşmazlıkları doğrudan etkiler. İşten çıkış kodlarının doğru seçilmesi hem işçi hem de işveren açısından büyük önem taşır. Yanlış bildirilen bir çıkış kodu, ciddi hak kayıplarına ve hukuki sorumluluklara yol açabilir.

    İşten Çıkış Kodlarının Hukuki Önemi

    İşten çıkış kodları, iş sözleşmesinin sona erme biçimini resmî olarak belgeleyen unsurlardır. Bu kodlar SGK kayıtlarına işlendiğinden, işçinin tüm sosyal güvenlik ve iş hukuku hakları bu bilgilere göre değerlendirilir. Özellikle işsizlik ödeneği, kıdem tazminatı ve ihbar tazminatı gibi hakların kazanılmasında çıkış kodu belirleyici rol oynar. İşveren tarafından yapılan bildirimin gerçeğe aykırı olması hâlinde işçi, dava yoluyla gerçek fesih nedeninin tespitini isteyebilir. Bu nedenle işten çıkış kodları hukuki açıdan bağlayıcı ve denetime açık kayıtlardır.

    En Sık Kullanılan İşten Çıkış Kodları

    SGK tarafından belirlenen çok sayıda işten çıkış kodu bulunmaktadır. Uygulamada en sık karşılaşılan kodlardan bazıları; işveren tarafından geçerli nedenle fesih, işçi tarafından istifa, deneme süresi içinde fesih, emeklilik nedeniyle ayrılma ve ahlak ve iyi niyet kurallarına aykırı davranış nedeniyle fesih şeklindedir. Özellikle istifa ve işveren feshi arasındaki ayrım, işçinin tazminat ve işsizlik maaşı hakkını doğrudan etkiler. Bu nedenle kodun doğru belirlenmesi büyük önem taşır.

    İşten Çıkış Kodlarının İşçi Haklarına Etkisi

    İşten çıkış kodu, işçinin işsizlik ödeneği alıp alamayacağını belirleyen temel unsurlardan biridir. İşveren tarafından yapılan ve işçinin kusuruna dayanmayan fesihlerde işsizlik maaşı hakkı doğar. Buna karşılık, istifa veya ahlak ve iyi niyet kurallarına aykırılık nedeniyle yapılan fesihlerde işsizlik maaşı bağlanmaz. Ayrıca kıdem ve ihbar tazminatı açısından da çıkış kodu belirleyicidir. Yanlış kod bildirimi, işçinin hak kaybına uğramasına neden olabileceği gibi işveren açısından idari yaptırımların da gündeme gelmesine yol açabilir.

    Yanlış İşten Çıkış Koduna İtiraz ve Dava Yolu

    İşten çıkış kodunun gerçeği yansıtmadığı durumlarda işçi, öncelikle işverene başvurarak düzeltme talep edebilir. Bu talebin sonuçsuz kalması hâlinde arabuluculuk yoluna başvurulması zorunludur. Arabuluculuk sürecinde anlaşma sağlanamazsa işçi, iş mahkemesinde dava açarak fesih nedeninin düzeltilmesini ve buna bağlı haklarının ödenmesini isteyebilir. Mahkeme, tanık beyanları, yazılı belgeler ve çalışma koşullarını değerlendirerek gerçek fesih nedenini tespit eder. Yanlış bildirilen işten çıkış kodunun düzeltilmesi, işçinin tazminat ve işsizlik maaşı gibi haklarını geri kazanmasını sağlar.