Yazar: admin

  • Yetki İtirazı Dilekçesi

    Yetki İtirazı Dilekçesi

    Yetki itirazı, bir davanın hangi mahkemede görülmesi gerektiğine ilişkin olarak ileri sürülen usule dair bir itirazdır. Hukuk yargılamasında, davanın kanunen yetkili olmayan bir mahkemede açılması hâlinde, davalı taraf yetki itirazında bulunarak dosyanın doğru mahkemeye gönderilmesini talep edebilir. Yetki kuralları, yargılamanın düzenli ve adil şekilde yürütülmesini sağlamak amacıyla belirlenmiştir.

    Yetki itirazı, genel yetki kuralı veya özel yetki kurallarına aykırılık hâllerinde gündeme gelir. Genel kural olarak, dava davalının yerleşim yeri mahkemesinde açılır. Ancak sözleşmeden doğan davalar, haksız fiiller, taşınmazlara ilişkin uyuşmazlıklar gibi bazı durumlarda kanun özel yetkili mahkemeler öngörmüştür. Bu kurallara aykırı şekilde açılan davalarda yetki itirazı ileri sürülebilir.

    Yetki itirazının en önemli özelliği, süresinde yapılması zorunluluğudur. Hukuk Muhakemeleri Kanunu uyarınca, yetki itirazı davanın ilk itirazları arasında yer alır ve cevap dilekçesiyle birlikte ileri sürülmelidir. Süresinde yapılmayan yetki itirazı, kural olarak dikkate alınmaz ve mahkeme yetkili hâle gelir.

    Mahkeme, yetki itirazını incelerken dosya kapsamını, uyuşmazlığın niteliğini ve uygulanması gereken yetki kuralını değerlendirir. İtirazın kabulü hâlinde dosya, yetkili mahkemeye gönderilir; reddi hâlinde ise yargılamaya mevcut mahkemede devam edilir.

    Yetki itirazı, usul hukukunun önemli araçlarından biridir ve davanın sağlıklı yürütülmesi açısından belirleyici rol oynar. Bu nedenle yetki kurallarının doğru tespit edilmesi ve itirazın usulüne uygun şekilde ileri sürülmesi, olası hak kayıplarının önlenmesi bakımından büyük önem taşır.

    Yetki İtirazı Dilekçesi Örneği

    … CEZA MAHKEMESİ’NE

    DOSYA NO                      : …/ … E.

    SANIK:

    SAVUNMA:

    SUÇ                                   :Rüşvet (TCK m.252)

    KONU                               : Yetki İtirazımızdan İbarettir.

    AÇIKLAMALAR               

    1-) Müvekkilimiz hakkında; 01/01/2021 tarihinde Alanya Cumhuriyet Savcılığı’nın 2021/000000 Hazırlık nolu dosyasının kabulü ile mahkemenizde rüşvet  suçundan kamu davası açılmıştır.

    2-)Müvekkilin Bursa’da yaşamasından dolayı, soruşturma ve olası kovuşturma aşamalarında makamınızın taleplerini yerine getirme konusunda sıkıntı yaşayacağı aşikardır. Bu sebeple yetki itirazı hususu gündeme gelmiştir

    3-) 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun “Yetkili Mahkeme” başlıklı 12. maddesinde;

    “(1) Davaya bakmak yetkisi, suçun işlendiği yer mahkemesine aittir

    (2) Teşebbüste son icra hareketinin yapıldığı, kesintisiz suçlarda kesintinin gerçekleştiği ve zincirleme suçlarda son suçun işlendiği yer mahkemesi yetkilidir.

    (3) Suç, ülkede yayımlanan bir basılı eserle işlenmişse yetki, eserin yayım merkezi olan yer mahkemesine aittir. Ancak, aynı eserin birden çok yerde basılması durumunda suç, eserin yayım merkezi dışındaki baskısında meydana gelmişse, bu suç için eserin basıldığı yer mahkemesi de yetkilidir.

    (4) Soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı olan hakaret suçunda eser, mağdurun yerleşim yerinde veya oturduğu yerde dağıtılmışsa, o yer mahkemesi de yetkilidir. Mağdur, suçun işlendiği yer dışında tutuklu veya hükümlü bulunuyorsa, o yer mahkemesi de yetkilidir.

    (5) Görsel veya işitsel yayınlarda da bu maddenin üçüncü fıkrası hükmü uygulanır. Görsel ve işitsel yayın, mağdurun yerleşim yerinde ve oturduğu yerde işitilmiş veya görülmüşse o yer mahkemesi de yetkilidir.”

    3-) Açıkladığımız mevzuat hükümleri gereği, müvekkilimizin hakkında sorgu aşamasına geçilmeden önce yetkisizlik itirazımızın incelenmesini talep ediyoruz.

    HUKUKİ NEDENLER  : 5271 S. K. m. 12, 18 ve ilgili mevzuat

    SONUÇ VE İSTEM        : Yukarıda açıkladığımız nedenlerden dolayı, yetki itirazımızın kabulü ile, mahkemenizin yetkisizliğine karar verilmesini, müvekkilimiz adına bilvekale saygıyla talep ederiz. …/ …/ …

    Sanık Müdafii

        Av.

  • Aynen İfa Talepli Dava Dilekçesi

    Aynen İfa Talepli Dava Dilekçesi

    Aynen ifa talepli dava, bir borç ilişkisinde borçlunun edimini para ile değil, sözleşmede kararlaştırıldığı şekliyle aynen yerine getirmesinin talep edildiği dava türüdür. Türk Borçlar Kanunu kapsamında düzenlenen bu dava, özellikle sözleşmeden doğan borçların eksiksiz ve gereği gibi ifasını sağlamak amacıyla açılır. Buradaki temel amaç, alacaklının sözleşmeyle elde etmeyi hedeflediği menfaatin doğrudan sağlanmasıdır.

    Aynen ifa talebi, genellikle satış, eser, kira veya hizmet sözleşmelerinden kaynaklanan uyuşmazlıklarda gündeme gelir. Örneğin satışı yapılan bir taşınmazın teslim edilmemesi, kararlaştırılan işin yapılmaması ya da sözleşmede belirtilen malın verilmemesi hâllerinde aynen ifa davası açılabilir. Borcun niteliği gereği aynen ifanın mümkün ve hukuken engellenmemiş olması gerekir.

    Mahkeme, aynen ifa taleplerini değerlendirirken borcun varlığını, sözleşmenin geçerliliğini ve ifanın fiilen mümkün olup olmadığını inceler. Aynen ifanın imkânsızlaştığı durumlarda ise mahkeme, şartları varsa tazminata hükmedebilir. Bu nedenle aynen ifa, öncelikle tercih edilen; tazminat ise ikincil nitelikte bir yaptırımdır.

    Uygulamada, aynen ifa talebiyle birlikte gecikmeden doğan zararlar veya cezai şart talepleri de ileri sürülebilir. Bu durum, borçlunun yükümlülüğünü zamanında ve sözleşmeye uygun şekilde yerine getirmesini teşvik eder.

    Aynen ifa talepli davalar, sözleşme serbestisi ve hukuki güvenlik ilkeleri açısından büyük önem taşır. Sürecin doğru hukuki gerekçelerle yürütülmesi ve taleplerin açık şekilde ortaya konulması, hak kaybı yaşanmaması bakımından kritik öneme sahiptir.




    Aynen İfa Talepli Dava Dilekçesi Örneği

    DAVACI                           :

    ADRES                             :

    VEKİLİ                            :

    ADRES                             :

    DAVALI                           :

    ADRESİ                            :

    KONU                               : Aynen İfa (Olmadığı Takdirde Bedel İadesi) İstemimizden İbarettir.

                                                                                  AÇIKLAMALAR               

    1-) Müvekkilimiz, parke yer döşemesi yaptırmak amacıyla, davalıdan … TL. bedel karşılığında … m² parke satın almıştır.

    2-) Müvekkilimiz ile davalı arasında …/ …/ … tarihinde imzalanan satış sözleşmesinin … maddesinde, sözleşmeye konu olan parke bedelinin …/ …/ … tarihinde davalının … Bankası … Şubesi’nde yer alan … numaralı hesaba müvekkilimiz tarafından havale edileceği, … maddesinde de sözleşmeye konu parkelerin, …/ …/ … tarihinde davalı tarafından müvekkilimizin … … adresindeki evine teslim edileceği kararlaştırılmıştır. (EK-1)

    3-) Müvekkilimiz, sözleşmenin kendisine yüklediği edimi yerine getirmiştir. Bu konudaki banka dekontu ektedir. (EK-2) Ancak, davalı gerek sözleşmede yer alan tarihte gerekse de müvekkilimizin kendisine …/ …/ … tarihinde göndermiş olduğu … Noterliği’nin … yevmiye nolu ihtarnamesinde belirtilen …/ …/ … tarihinde, üzerine düşen yükümlüğü yerine getirmemiştir. (EK-3)

    4-) Müvekkilimiz, evinde yaptırmakta olduğu tadilat sırasında kullanacağı parkeleri zamanında teslim alamaması nedeniyle zor durumda kalmıştır. Bu sebeple, parkelerin aynen teslimi, aynen ifanın mümkün olmaması halinde ise ödenen parke bedeli olan … TL.’nin davalıdan alınarak müvekkilimize ödenmesi için mahkemenize başvurulması zorunluluğu hasıl olmuştur.

    HUKUKİ NEDENLER  : 6098 S. K. m. 123, 124, 125, 126.

    HUKUKİ DELİLLER    :

    1-) …/ …/ … tarihli satış sözleşmesi,

    2-) Banka Dekontları

    3-) … Noterliği’nin …/ …/ … tarih ve … yevmiye nolu ihtarnamesi.

    4-) Bilirkişi İncelemesi

                                                                           SONUÇ VE İSTEM           

     Yukarıda açıkladığımız nedenlerle, müvekkilimiz tarafından …/ …/ … tarihli satış sözleşmesi ile satın alınan parkelerin aynen teslimine, aynen ifanın mümkün olmaması halinde ise ödenen parke bedeli olan … TL.’nin davalıdan alınarak müvekkilimize ödenmesine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine, karar verilmesini, müvekkilimiz adına saygıyla talep ederiz. …/ …/ …

    EKLER                             :

    1-) …/ …/ … tarihli satış sözleşmesi,

    2-) Banka Dekontları

    3-) … Noterliği’nin …/ …/ … tarih ve … yevmiye nolu ihtarnamesi.

    4-) Bir Adet Onaylı Vekaletname Örneği.

                                                                                                                                              Davacı Vekili

                                                                                                                                              Av.

  • Birleştirme Kararına İtiraz Dilekçesi

    Birleştirme Kararına İtiraz Dilekçesi

    Birleştirme kararı, aynı tarafları ilgilendiren veya aralarında hukuki ya da fiilî bağlantı bulunan davaların, yargılamanın daha etkin ve tutarlı yürütülmesi amacıyla tek dosyada görülmesine ilişkin mahkeme kararını ifade eder. Hukuk ve ceza yargılamasında başvurulan bu yöntem, usul ekonomisini sağlama amacını taşır. Ancak her somut olayda birleştirme kararı hukuka uygun olmayabilir ve bu kararlara karşı itiraz yolu açıktır.

    Birleştirme kararına itiraz, davalar arasında gerekli bağlantının bulunmadığı, birleştirmenin yargılamayı uzatacağı veya tarafların savunma hakkını olumsuz etkileyeceği hâllerde gündeme gelir. Özellikle delillerin farklı olması, davaların farklı aşamalarda bulunması ya da birleştirmenin taraflardan biri açısından telafisi güç sonuçlar doğurması, itiraz gerekçeleri arasında yer alır.

    Mahkeme, birleştirme kararını verirken davaların konusu, tarafları, delil durumu ve yargılamaya sağlayacağı katkıyı dikkate alır. Bu unsurların yeterince değerlendirilmemesi veya kararın gerekçesiz olması, itirazı haklı kılabilir. İtiraz sürecinde, birleştirmenin neden hukuka ve usule aykırı olduğu açık ve somut biçimde ortaya konulmalıdır.

    Birleştirme kararına itirazlar, yargılamanın türüne göre üst mahkeme veya ilgili merci tarafından incelenir. İnceleme sonucunda, birleştirmenin uygun olmadığı kanaatine varılırsa karar kaldırılabilir veya dosyaların ayrılmasına hükmedilebilir.

    Birleştirme kararına itiraz, adil yargılanma hakkı ve savunma hakkının korunması açısından önemlidir. Bu nedenle sürecin dikkatle yürütülmesi, itirazın süresi ve usulü kaçırılmadan yapılması, hak kayıplarının önüne geçilmesi bakımından büyük önem taşır.




    Birleştirme Kararına İtiraz Dilekçesi Örneği

    … SULH CEZA HAKİMLİĞİ’NE;

    İTİRAZ EDEN                            :

     ADRES                                         :

    VEKİLİ                                        :

    ADRES                                         :

    KONU                                           : … Cumhuriyet Başsavcılığı’nın …/…/… tarihinde                                                                                                                         tebliğ edilen …/…/… tarih ve …/… sayılı birleştirme kararına karşı itirazımızdır.

    AÇIKLAMALAR   

    1-) … Cumhuriyet Başsavcılığı …/… Hz. ve …/… Hz. sayılı dosyaları üzerinde yaptığı inceleme sonucu hazırlık evrakları arasında hukuki ve fiili irtibat bulunduğu gerekçesiyle dosyaların birleştirmesine, …/… Hz. sayılı evrakın kaydının kapatılarak, işlemlerin …/…Hz. sayılı evrak üzerinden yürütülmesine karar vermiş ve …/…/… tarih ve …/… sayılı birleştirme kararı …/…/… tarihinde tebliğ edilmekle beraber yerinde değildir.

    2-)  Zira dosyalar arasında birleştirme kararı verilebilmesi için dosyalarda en azından şüpheli konumunda olanlardan birisi bakımından ortaklığın olması, yani birleştirilmesi düşünülen dosyaların her birisinde en az bir kişinin “şüpheli” olarak yer alması gerekmekte ise de; birleştirmeye konu olan dosyalardan …/… Hz. nolu dosyada müvekkilimiz şüpheli olmakla birlikte diğer dosya açısından bir sıfatı bulunmayıp ilgili dosyayla ilgili sadece tanıklığına başvurulmuş olup bu husus gözden kaçırılmıştır. Mahkemenizce dosyalar üzerinde yapılacak inceleme ile de durum fark edilecektir.

    3-) Açıkladığımız nedenlerle … Cumhuriyet Başsavcılığı’nın …/…/… gün ve …/… sayılı birleştirme kararının kaldırılmasına karar verilerek, bu hususun yerine getirilmesi için dosyanın ilgili Başsavcılığa geri gönderilmesini isteme zorunluluğu doğmuştur.

    HUKUKİ NEDENLER  : 5271 S. K. m. 8-11 ve ilgili mevzuat.

    SONUÇ VE İSTEM                       

     Yukarıda açıkladığımız nedenlerle … Cumhuriyet Başsavcılığı’nın …/…/… gün ve …/… sayılı birleştirme kararının kaldırılmasına karar verilerek, bu hususun yerine getirilmesi için dosyanın ilgili Başsavcılığa geri gönderilmesini saygıyla arz ve talep ederiz.  …/…/…

                                                                                                         İtiraz Eden Vekili

  • Bilişim Sistemlerinin Kullanılması Suretiyle Hırsızlık Savunma Dilekçesi

    Bilişim Sistemlerinin Kullanılması Suretiyle Hırsızlık Savunma Dilekçesi

    Bilişim sistemlerinin kullanılması suretiyle hırsızlık suçu, Türk Ceza Kanunu’nda nitelikli hırsızlık hâlleri arasında düzenlenmiş olup, teknolojik araçlar aracılığıyla başkasına ait malvarlığı değerinin rızaya aykırı şekilde ele geçirilmesini ifade eder. İnternet, bilgisayar, mobil uygulamalar veya banka sistemleri üzerinden gerçekleştirilen fiiller bu kapsamda değerlendirilir. Suçun niteliği gereği, yargılama sürecinde teknik ve hukuki unsurlar birlikte ele alınır.

    Bu tür suçlamalarda savunma, maddi gerçeğin ortaya çıkarılması açısından hayati öneme sahiptir. Öncelikle isnat edilen fiilin sanık tarafından gerçekleştirilip gerçekleştirilmediği net şekilde ortaya konulmalıdır. IP adresleri, log kayıtları, dijital veriler ve bilirkişi raporları çoğu zaman dosyanın temelini oluşturur. Ancak bu teknik verilerin her zaman kesin delil niteliği taşımadığı, hatalı veya eksik değerlendirmelere açık olduğu unutulmamalıdır.

    Savunmada, kast unsurunun bulunup bulunmadığı önemli bir değerlendirme konusudur. Bilişim sistemlerinin kullanılması suretiyle hırsızlık suçunun oluşabilmesi için failin bilerek ve isteyerek hareket etmesi gerekir. Sistemsel açıklar, üçüncü kişiler tarafından yapılan işlemler veya yetkisiz erişim gibi ihtimaller savunmada dikkate alınabilir. Ayrıca fiilin hırsızlık mı yoksa başka bir suç tipini mi oluşturduğu da hukuki tartışma konusu olabilir.

    Uygulamada, delillerin hukuka uygun şekilde elde edilip edilmediği savunmanın temel dayanaklarından biridir. Hukuka aykırı şekilde elde edilen dijital veriler, mahkeme tarafından hükme esas alınamaz. Bu durum, savunmanın güçlenmesine doğrudan etki eder.

    Bilişim sistemleri üzerinden işlendiği iddia edilen hırsızlık suçları, ağır yaptırımlar doğurabileceğinden savunmanın dikkatli ve teknik bilgiyle hazırlanması gerekir. Sürecin uzman bir hukukçu eşliğinde yürütülmesi, adil yargılanma hakkının korunması açısından büyük önem taşır.




    Bilişim Sistemlerinin Kullanılması Suretiyle Hırsızlık Savunma Dilekçesi Örneği

    …. ASLİYE CEZA MAHKEMESİ HAKİMLİĞİNE

                                                                                               …………..

    DOSYA NO           

    DURUŞMA GÜNÜ

    SANIK                    

    VEKİLİ                    :

    SUÇ                            Bilişim Sistemlerinin Kullanılması Suretiyle Hırsızlık

    KONU                         Esas hakkındaki savunmalarımızdır.

             İddia- Müvekkilim ……….. hakkında ……… Asliye Ceza Mahkemesine açılan kamu davasında; müvekkilimin Bilişim Sistemlerinin Kullanılması Suretiyle Hırsızlık suçundan dolayı 5237 sayılı TCK’nun 142/2-e, 53, maddesi gereğince cezalandırılması istemi ile kamu davası açılmıştır.

    Sanık …………. Savunmalarında Özetle; Kendisinin bilgisayarı zor bela kullanmasını bildiğini, diğer sanık …………’ı tanımadığını, kendisinin yanında da bu isimli bir bayanın çalışmadığını, üzerine atılı suçu kabul etmediğini böyle bir olaya karışmasının söz konusu olmadığını, kendisinin internet kullanmasını çok az bildiğini, üzerine atılı suçu işleyebilecek kadar bilgisayar bilgisinin bulunmadığını belirtmiştir.

    Dosya içinde bulunan müvekkilimin aksi kanıtlanmayan savunması ve maddi deliller bağlamında, müvekkilim ……….yönünden delillerin değerlendirilmesi;

    Mahkemenizce bilindiği üzere; Ceza Muhakemesi Kanununun ve Delil Hukuku açısından hazırlık soruşturmasında toplanan deliller hazır delil sayılmayıp, kuşkunun giderilmesi gerekir.

    Bu itibarla;  Delil, meydana gelen bir suçun aydınlatılmasına ve suç sanıklarının tespit edilmesine yarayan her türlü ispat vasıtasıdır. Hazırlık soruşturmasında yapılan araştırmalar neticesinde elde edilen ve dosyada yer alan bilgiler birer “hazır” delil olmayıp, duruşma açısından şüphe sebebidir. Delil, asıl olarak son soruşturmada mahkeme açısından geçerli bir terimdir.” (Organize Suçlarla Mücadelede Gizli ve Örtülü Yaklaşımlar, Aytekin Geleri/ Hakan İleri, Sh: 223, Seçkin Yayınevi, Ankara, 2003)

    Yine mahkemenizce bilineceği üzere;  kanuni değil vicdani/serbest ispat sistemi geçerli olduğundan ve maddi gerçek araştırıldığında, sanık ikrar dahi etse, ikrar dahil, tüm delillerin CMK’da delillerin irad ve ikame edilmesi usulünü gösteren hükümler çerçevesinde ortaya konulup tartışılmaları ve tam bir vicdani kanaat için görgü tanıklarının duruşmada dinlenilmeleri ve tüm delillerin bu suretle mahkemece değerlendirilmesi gerekmektedir (Ceza Muhakemesi Hukukunun olmazsa olmaz bu kuralını  Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 29.02.1973 tarih, E. 1972/948, K. 1973/581 sayılı içtihadı da aynı şekilde desteklemektedir.)

    Bu itibarla; her delilin temsil ettiği olgu açısından tek tek ele alınarak ispat gücü testine tabi tutulması değil, diğer delil ve temsil ettikleri olgularla birlikte değerlendirilerek, delillerden ispat açısından bir kül halinde vicdani kanıya ulaşılması yani delillerin tümünden bir sonuç çıkartılması gerekir. Yargıtay’ın bir çok içtihadında buna ilişkin olarak “delillerin bir bütün halinde değerlendirilmesi halinde” sonuca gidilmesi şeklindeki yerleşmiş içtihatları bu doğrultudadır.

    Yineleyecek olursak; Evrensel Ceza Muhakemesi Hukukunun ve Yeni Ceza Muhakemesi Kanunumuzun kabul ettiği ana ilke, kişinin işlediği fiilinin, yapılan yargılama süreci sonunda veya yargılama sürerken fiili işlediğinin veya işlemediğinin sabit olduğu sonucuna, kuşkuya yer vermeyecek suretle varılmaması durumunda, mahkûmiyet kararı verilmemesi gerekir.

    Bunun yanında; Yargıtay’a göre “ceza yargılamasının amacı hiçbir duraksamaya yer vermeden maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasıdır. Bu araştırmada, yani gerçeğe ulaşmada mantık yolunun izlenmesi gerekir. Gerçek; akla uygun ve realist, olayın bütünü veya bir parçasını temsil eden kanıtlardan veya kanıtların bütün olarak değerlendirilmesinden ortaya çıkarılmalıdır. Yoksa bir takım varsayımlara dayanılarak sonuca ulaşılması, ceza yargılamasının amacına kesinlikle aykırıdır.  Ceza Yargılamasında kuşkunun bulunduğu yerde mahkûmiyet kararından söz edilemez.  Bu ilke evrenseldir.” (Grabenwarter. Christoph, & 24. Yargılama Güvenceleri Adil Yargılama Hakkı (İHAS md. 6)) Çev. Osman Can) Karşılaştırmalı Güncel Ceza Hukuku Serisi- Adil Yargılanma ve Ceza Hukuku, Ankara 2004 sh. 242 den naklen)

    Yüksek Yargıtayımızda bir çok kararında yukarıdaki düşüncelere vurgu yapmış ve “Sanığın suçlu olup olmadığı kuşkulu kalmış ve mahkûmiyetine yeter kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı durumlarda hükümlülük kararı verilemeyeceğini” belirtmiştir. (1. CD. 27.3.2003 tarih E. 2003/207, K. 2003/423)

    Bu açıklamalardan yola çıkarak netice olarak; olayı ispatlayacak delilin bulunmadığı kabul edilmeli ve iddianın kuşkulu olduğu kabul edilmelidir. Bu durumda mahkûmiyet kararı  verilemez, beraat kararı verilmelidir. (2.CD. 15.9.2003 tarih E.2001/37508, K.2003/9299)

    Bu açıklamalarımızın ışığı altında;

    Müvekkil ………..  hakkında uygulanması istenen TCK kapsamında açılan sevk maddesi yanında, müvekkilime celse arasında verilen ek savunma bağlamında; müvekkilimin suçunun sabit olması halinde hakkında uygulanması istenen TCK’nun 244/1-4 maddesi uyarıncaSistemi engelleme, bozma, verileri yok etme veya değiştirme” başlığı altında düzenlenmiş olan fiile ilişkin hukuki değerlendirmelerimiz çerçevesinde; aşağıdaki görüş ve düşüncelerimizi Mahkemenize arz ediyoruz.

    Mahkemenizce bilindiği üzere;

    Maddenin 1. fıkrasının unsurlarının oluşması için; öncelikle, sistemin işleyişinin engellenmesi, işleyişin bozulması unsurlarının bulunması gerekir. Her iki hareketinde fiili işleyen failin her iki kasıtla da işlenebileceği düşünülecek olursa söz konusu hareketleri yapan failin doğrudan kastı belirlenemese bile, fiziki saldırı sonucunda sistemin çalışmasının aksayacağı, bozulacağını öngörmesi kaçınılmaz gibidir. Bu itibarla; faili doğrudan kastla sorumlu görmek, aksama veya bozma kaçınılmaz, mutlak görünmezse olası kastla sorumlu tutmak gerekecektir. (İsmail Malkoç Açıklamalı Yeni TCK Özel Hükümler, Sh.1580-1581, 2. cilt. 2006)

    Aynı şekilde;

    Maddenin 4. fıkrasına gelince; fıkrada geçen “başka suç oluşturmaması halinde ibaresiyle sınırlanmış olduğunu görmekteyiz. “Doğaldır ki, sayılan suçlar doğrudan gerçek ve irade sahibi insanlara karşı işlenebilecek dolandırıcılık suçları, ya da taşınabilir malı konu alan hırsızlık suçlarının sistemle ilgili hareketlerle oluşmayacağı bilinmektedir. Ancak sistemlerin verilerinin ve hizmetlerinin saptırılarak mallara ve çıkarlara ulaşılması şeklinde gerçekleşme mümkündür. Haksız çıkar sağlama, önceki fıkralarda yer alan hareketlerle failin şahsına veya bir başkasına sağlanan maddi, manevi çıkarlar anlamındadır.” (İsmail Malkoç Açıklamalı Yeni TCK Özel Hükümler, Sh.1585, 2. cilt. 2006)

    • Müvekkilimin işlediği iddia edilen ve ek savunma bağlamında; ek savunması alınan iddia edilen fiiline gelince; Müvekkilimin aksi kanıtlanmayan savunmalarında da ifade ettiği gibi, internet kullanımının sıradanlığı bir yana, internet yoluyla başkalarının internet sitesine (e-mail adresine, internet ağına, numarasına) girmek suretiyle, başka bir üçüncü şahsın hesabına para aktarılması olayı bir teknik birikimi ve kullanım tecrübesini gerektirmektedir. Müvekkilim kesinlikle bu teknik donanıma sahip kişi değildir. Maddenin birinci fıkrasında da izah edildiği üzere biran için iddia edilen suçunun yasada tanımlanan açılımına göre öncelikle doğrudan kasıtla işlenmesi gerekir, bunun saptanamaması halinde, kişinin olası kasıtla sorumlu tutulacağı öngörülmüş ise de, müvekkilimin söz konusu fiili doğrudan kasıtla işlediğinin düşünülmemesi bir yana, olası kasıtla da işlemesi olanaklı değildir. Her şeyden önce kendisi bu donanıma sahip bir kişi değildir.
    • Dördüncü fıkradaki yine fıkranın açılımına göre; “önceki fıkralarda yer alan hareketlerle, failin şahsına veya bir başkasına sağlanan maddi, manevi çıkar” söz konusu olması gerekir. Müvekkil Karadeniz Ereğli’de yaşayan ………’nın ………. Bankası neznindeki hesabına girerek üç kez diğer şüpheli …….’ın hesabına para aktardığı iddiasının her şeyden önce kabul edilebilmesi için;  önce müvekkilin müşteki veya diğer şüpheliyi tanıması ve diğer şüpheli ile arasında bir çıkar ortaklığının bulunması gerekir. Söz konusu eylemde müvekkil kendisine dönük olarak  şahsi veya manevi bir çıkar sağlamamıştır. Bunun yanında diğer şüpheli sanık  ………’ı da tanımamaktadır. …………’a çıkar sağlama yolunda hiçbir menfaati bulunmadığı gibi uzaktan yakından bir yakınlığı da bulunmamaktadır. Bu nedenle kendisine başkasının hesabını kullanmak suretiyle çıkar sağladığı iddiası bu açıklamamız çerçevesinde hayatın olağan akışına aykırı olduğu kendiliğinden anlaşılmaktadır.

    Kaldı ki; diğer şüpheli sanık ……….. müvekkilimin kendisi ile kişisel anlamda ilişkilendirilebilecek nitelikte hiçbir bağlantısının olmadığı bir yana, ……….’ın hazırlık ve Mahkeme ifadelerinin de birbirini yalanladığı açıkça anlaşılmaktadır.

    • Mahkemenizce çok iyi bilindiği üzere; ayrıca gerek televizyon kanallarında gerekse medya haberlerinde kişiye ait bilgisayarın başkaları tarafından (uzaktan erişim yöntemiyle) kişinin bilgisayarına hakimiyet kurmak suretiyle mevcut kayıtlarını elde ederek uzaktan işlem yapıldığı konusunda yaşanılan çeşitli olaylar devamlı olarak gündemden düşmemektedir.
    • Bunun yanında da; bir güven kurumu olarak bankalarında bu tür eylemlerin önüne geçilmesi yolunda objektif sorumluluk esaslarına göre sorumluluğunun olduğu bu itibarla da son dönem yayınlanan Yargıtay içtihatlarında da vurgulandığı üzere, Yargıtayımız değişik içtihatları ile de bu hususlara vurgu yaptığı görülmektedir. Bu açıklamamız çerçevesinde aşağıda yayınlanmış içtihadı da Mahkemenizin takdir ve değerlendirmesine sunuyoruz.

    Bir güven kurumu olarak faaliyet gösteren bankalar objektif özen yükümlülüğünün yerine getirilmemesinden kaynaklanan hafif kusurlarından dahi sorumludurlar. Bu nedenle, banka müşterisinin hesabında bulunan paranın, müşterinin haberi olmadan bilgisayar korsanlığı yoluyla başka bir hesaba aktarılmasının önlenmesi konusunda ek güvenlik tedbirleri almayan bankanın hafif kusurundan dahi sorumlu olduğu dikkate alınarak; müşterinin zararını ödemek zorunda olduğu sonucuna varılmalıdır. Ayrıca belirtmek gerekir ki, bankanın hafif kusurundan dolayı sorumlu olduğu bu olayda müşterinin müterafik kusurundan söz edilemez” (11. Hukuk Dairesinin 22.06.2006 tarih ve 2005/4748 esas 2006/7341 karar)

    Müvekkilimin fiili ile örtüşen Yargıtayın olayımıza emsal teşkil eden 11. Hukuk Dairesinin 2005/4748 esas 2006/7341 karar nolu ve 22.06.2006 tarihli içtihadını da takdir ve değerlendirmelerinize arz ediyoruz.

    • Başkaları tarafından kişinin bilgisayar kayıtlarına girmek suretiyle, “uzaktan erişim yöntemiyle” işlem yapılacağı hususuna ilişkin gerek internet üzerinden gerekse basın medya üzerinden alınmış, bu tür fiillerin başkaları tarafından kullanıldığına ilişkin ortaya çıkan hak mağduriyetlerinin günümüz hayatında yaşandığı konusunda “Trojan Horses (Truva Atları) Nedir?”, Truva Atına Basit Bir Örnek”, “Güvenli İnternet Kullanımı”, “ Banka hesaplarına göz diken virüs”, “Dolandırıcılık Taktikleri”, “ Sanal Casusluk Endüstrisi Büyüyor”, “ İnternet dolandırıcılığı çağ atladı”, “ İnteraktif Dolandırıcılık” başlığı altındaki belgeleri de yukarıda açıklamalarımızı destekler nitelikte bulduğumuzdan Mahkemenizin de ayrıca takdirine sunuyoruz.
    • Maddi kanıtların ve delillerin toplanması bağlamında CMK’nun tanıdığı yasal çerçevede; müvekkilimizin vekili olarak söz konusu edilen fiilin internet aracılığıyla başkaları tarafından (uzaktan erişim yöntemiyle) kayıtlara girilmek suretiyle iddia edilen fiilin işlenip işlenemeyeceği yolunda, bu konuda en yetkin konumda bulunan TMMOB. Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği Elektrik Mühendisleri Odasına 24.09.2009 tarihinde yapmış olduğumuz müracaatla kendi alanında yetkin Elektrik, Elektronik Yüksek Mühendis Yrd. Doç. Dr. ………..’a yaptırılan inceleme ile ilgili olarak bilirkişinin 28.10.2009 tarihli yazısında yapmış olduğu incelemenin 6.sayfasının sonuç kısmında da ifade ettiği üzere; “ilgili olayın organize bir yapıda suç olduğu, eldeki kesin bilgiler davalı …………’in internet hesabına bağlı hattan yapıldığını gösterse de davalıların arasında bu işi yapacak bir ilişki kanıtlanmadığı durumda, olayın daha bilinçli kişilerce organize olarak yapıldığı yolunda bir kanaatimiz oluşmuştur” şeklindeki görüş ve düşüncesini de Mahkemenizce değerlendirileceği düşüncesindeyiz.

    Aşağıda yine Mahkemenizin takdirine sunduğumuz Yargıtay ilgili ceza dairesinin içtihadı da bilirkişinin yukarıda açıklanan yorum ve düşüncelerini de tam ve eksiksiz bir şekilde desteklediği görülmektedir.

    Yakınana ait internet hattına 18.06.2000- 05.12.2000 tarihleri arasında dışarıdan başkaları tarafından toplam 329 defa bağlantı yapılarak girilip görüşme yapıldığı, bunlardan sadece 48 adedinin sanıkların babası ………… adına kayıtlı ev telefonundan 18.06.2000- 30.09.2000 tarihleri arasında gerçekleştirildiği, sanıklardan………. 29.07.2000- 16.12.2000 tarihleri arasında yurt dışında olduğu, sanık …………’nin de Aralık 1999- Nisan 2001 tarihleri arasında askerde olduğu 3 veya  haftada bir hafta sonları babasının evine geldiği, her iki sanığın evde olmadıkları günlerde de babaları üzerine kayıtlı telefon ile yakınanın internet hattına bağlantı yapıldığının anlaşılması ve bilirkişi ……….. tarafından düzenlenen 12.03.2003 tarihli raporda da “bağlanılan telefonun başka bir numara olarak gösterilmesinin mümkün olduğunun” belirtilmesi karşısında; sanıkların yüklenen suçu işlediklerine ilişkin her türlü kuşkudan uzak, hukuken elverişli, yeterli, kesin ve inandırıcı kanıt bulunmadığı gözetilmeden, yazılı şekilde mahkûmiyetlerine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı” (6. CD. 16.03.2006 tarih ve 5464 E- 2574 K.)

    • Şüphesiz Mahkemelerce kanaat oluşturması bağlamında, kişinin ahlaki redaetinin de söz konusu fiili işleyip işlemediği, vicdani kanaati destekleyip desteklemediği bağlamında, geçmişi, kişiliği, sosyal hayatının da önemli bir etken oluşturacağını düşünmekteyiz.

    Bu bağlamda, dilekçemiz ekinde sunduğumuz üzere, müvekkilim; çevresinde sevilen, sayılan vergi mükellefiyet kaydı bulunan, ayrıca maddi ve içtimai hayatı açısından ekte sunulan tapu kayıtlarından görüleceği üzere; çok sayıda gayri menkulünün bulunduğu, bu itibarla, maddi hayatı içerisinde hiçbir değeri olmayan iddia edilen miktara, yaşı, yaşam tecrübesi, sosyal ve içtimai hayat içindeki kişiliği göz önüne alındığında tenezzül ve itibar etmesi düşünülemeyeceği gibi, hayatın olağan akışına da aykırı olduğunu düşünmekteyiz.

    Mevcut kanıtların “şüphenin sanık lehine yorumlanması”  evrensel ceza hukuku kuralından yola çıkarak “şüphe” nin varlığının da Mahkemenizce değerlendirileceği inanç ve düşüncesindeyiz.

    Ceza adaletinin amacı bilindiği üzere maddi gerçekliğin araştırılmasıdır. Bu itibarla; müvekkilimizin yapılan yargılama süreci boyunca elde edilen maddi kanıtlar, müvekkilimin olayın başından bu yana birbiri ile çelişmeyen ve aksi kanıtlanmayan savunmaları göz önüne alındığında; müvekkilim hakkında bir vicdan kanısı oluşturacak nitelikte maddi, kesin, tutarlı, birbiri ile çelişmeyen bir kanıt bulunmadığından beraat etmesi gerektiğini düşünüyoruz.

    Sayın Mahkemenizce çok iyi bilindiği üzere, Bir an için bir şüphenin varlığından bahis edilse dahi; maddi kanıtlardan yola çıkarak faile ulaşıldığında tüm delillerin vicdan kanısı oluşturacak nitelikte, kesin ve inandırıcı olması gerekir. Bunun yanında, failin kastının hiçbir şüpheye yer verilmeyecek derecede saptanamaması durumunda, ‘şüpheden sanık yararlanır’ evrensel kuralını uygulamak gerekir.

    Şüphe konusunda yinelemek gerekirse şu hususa vurgu yapmak gerekir;

    Ceza Muhakemesi Hukukunun temel prensiplerinden birisi de şüpheden sanığın yararlanacağı ilkesidir. Her hukuk devletinde kabul edilen ve masumluk karinesi ile sıkı bir ilgisi olan bu ilkeye göre, yapılan ceza muhakemesi sonunda fiilin sanık tarafından işlendiği % 100 belliliğe ulaşmadığı takdirde beraat kararı  verilecektir. “ Bir ülkede tek bir masum kişi cezalandırılmış ise, o ülkede herkes suçludur” sözü ünlü Ceza Hukukçusu Faruk Erem’indir.  Bu sözün temelinde yatan ilkede “masumluk karinesi dir.

    Böyle bir ilkenin kabul edilmesinin sebebi, bir suçlunun cezasız kalmasının, bir masumun mahkum olmasına tercih edilmesidir; başka bir ifade ile masumluk karinesidir.

    Sonuç olarak; müvekkilimin olayın başından bu yana birbiri ile çelişmeyen ve aksi kanıtlanmayan savunmaları göz önüne alındığında, müvekkilim hakkında bir vicdan kanısı oluşturacak nitelikte maddi, kesin, tutarlı, birbiri ile çelişmeyen bir kanıt bulunmadığından beraat etmesi gerektiğini düşünüyoruz.

    Bunun yanında; Mahkemeniz aksi kanaatte ise; müvekkilimin dosyaya sunulan geçmiş hali ve mevcut sicil kayıtlarının, talep edeceğimiz hususa olanak tanıyacağı düşüncesi ile CMK’nun 231. maddesinde düzenlenen Hükmün Açıklanmasının Ertelenmesine ilişkin yasal düzenlemenin de müvekkilim lehine değerlendirilmesini dilemekteyiz.

    Bu bağlamda;

    Mahkemenizce bilindiği üzere, 23.01.2008 tarihinde kabul edilen 5728 sayılı kanun (RGT., 08.02.2008- 26781) hükümleri gereği “bu tür suçlardan yargılananlar için 2 yılı aşkın bir ceza talep edilmediği takdirde hükmün açıklanmasının ertelenmesi” kabul edildiğinden ve aynı kanunun geçici 1. maddesi 2. fıkrasında; “Bu kanun yürürlüğe girdiği tarihten önce kesinleşmiş ve infaz edilmekte olan mahkûmiyet kararları hakkında, lehe kanun hükümleri, hükmü veren Mahkemece 13.12.2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin infazı hakkında kanunun 98 ilâ 101. maddeleri dikkate alınmak ve dosya üzerinden inceleme suretiyle belirlenir. Ancak, hükmün konusunun herhangi bir inceleme, araştırma, delil tartışması ve takdir hakkının kullanılmasını gerektirmesi halinde inceleme, duruşma açılmak suretiyle yapılabilir” açık hükmü karşısında; müvekkilim hakkındaki verilen cezanın “hükmün açıklanmasının ertelenmesi” kararı  verilmesini dilemekteyiz.

    Ayrıca; Yine Mahkemenizce bilindiği üzere;

    Modern Ceza Hukuku ve hümanist açıdan düşünüldüğünde; yeni Türk Ceza Yasası, içinde yaşadığımız toplumun korunması yanında, suçlunun da ıslahına yönelen yaptırımların varlığının kabulüne yönelmiş, alışılmış şekliyle klasik ve geleneksel olarak, giderek Dünya insanlığının  kabul ettiği “ceza kavramı” yanında, “suçlunun kişiliğine uygun önlemlerin uygulanması” görüşüne de, yeni yasada yer vermiştir.

    Bu bağlamda da Yargıtay 1. Ceza Dairesi’nin 2006 yılına ait 2005/1589- 609 sayılı içtihadı yol göstericidir. “…Türk Ceza Yasasının lehe hükümlerinin uygulanması bağlamında, ‘ lehe olan yasanın ‘ kişinin özgürlüğünün daha az  kısıtlanması gerektiren yasa olduğundan kuşku yoktur. Yargıç somut olaya ceza hukukunun genel ilkelerini uygulayarak ve yasalarda öngörülen cezalara bakarak lehteki yasayı belirlerken, yalnız cezaları dikkate almasının yeterli olmadığı durumlarda yardımcı ölçülere başvurarak, örneğin, suçun unsurlarına, erteleme koşullarına, içtima ve tekerrür hükümlerini dikkate alması gerekebilir.”

    Bu itibarla, müvekkilimin özgeçmişi, sicil dosyası, aksi kanıtlanmayan savunması, duruşmalara karşı gösterdiği saygılı özen ve tutumu gözetilerek; müvekkilim hakkında verilecek cezanın,  insani ceza hukuku açısından bireyselleştirilmesi, yeni ceza hukukunun da beklentisidir. Yasanın genel gerekçe kısmında da ifade edildiği üzere  “…Güvenlik tedbirlerine ilişkin olarak 6 madde yer almakta ve hakimin bu tedbirlere ne gibi hallerde hükmedeceği ve cezaların güvenlik tedbirlerine çevrileceği gösterilmektedir. Ayrıca kısa süreli hürriyeti bağlayıcı cezalar yerine, hükmedilecek tedbirler arasına ‘kamuya yararlı bir işte çalıştırma’ da eklenmiş, bu suretle cezaların bireyselleştirilmesi hususundaki olanaklar çoğaltılmıştır.” demek suretiyle, erteleme konularında yepyeni bir düzenleme ve farklı hükümler getirdiği de açıktır. Bu düşüncenin ışığı altında, müvekkil hakkındaki yaptırımın bireyselleştirilmesi gerektiği inancındayız.

    Bu itibarla; “Cezaların kişiselleştirilmesi” (bireyselleştirilmesi) kurumu olan erteleme de, kısa süreli hürriyeti bağlayıcı cezaların sakıncalarının giderilmesi amaçlanmış, suç yerine suçlu ilk plana alınarak, cezaların fiile değil, onu işlemiş olan faile uydurulması ön görülmüştür. Kaldı ki;  Suçu alışkanlık (ihtiyat) haline getirmiş olanlar ile tesadüfü olarak suç işleyenleri ayırmak gerekir. (Ali Parlar / Muzaffer Hatipoğlu, Gerekçeli, Açıklamalı, İçtihatlı 5237 sayılı TCK Kanununa göre Suçlarda Teşebbüs – İştirak, İçtima ve Yaptırımlar, sayfa 359, Kazancı Yayınları – İstanbul 2005)

    SONUÇ VE İSTEM;

    Açıklanan gerekçelerle, müvekkilim …………’in üzerine atılı suçu işlediği sabit olmadığından BERAATİNE karar verilmesini, şayet mahkemenizin aksi kanaatte ise, müvekkilimin duruşmalardaki saygılı tutum ve davranışları göz önüne alınarak hakkında TCK’nun 62. maddesi ile takdiri ve yasal tüm indirim hükümlerinin uygulanması ile hakkında mahkemenizin takdir ve değerlendirilmesi çerçevesinde TCK’nun 51 veya koşullarının bulunduğu düşüncesiyle CMK’nun 231. maddesi gereğince verilecek cezanın hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesini arz ederim.

    Sanık Vekili

  • Azilname Dilekçesi

    Azilname Dilekçesi

    Azilname, bir kişinin daha önce vermiş olduğu vekâlet yetkisini tamamen veya kısmen sona erdirdiğini gösteren hukuki bir işlemdir. En sık olarak müvekkilin avukatına verdiği vekâletin geri alınması amacıyla düzenlenir. Türk Borçlar Kanunu ve Avukatlık Kanunu çerçevesinde, vekâlet ilişkisi güvene dayalı bir ilişki olduğundan, müvekkil her zaman vekilini azletme hakkına sahiptir.

    Azil işlemi, kural olarak herhangi bir gerekçe gösterilmeden yapılabilir. Ancak azlin haklı bir nedene dayanıp dayanmadığı, özellikle ücret ve tazminat talepleri bakımından önem taşır. Haklı bir neden olmaksızın yapılan azil hâlinde, avukatın doğmuş veya doğması muhtemel ücret alacağı gündeme gelebilir. Buna karşılık, mesleki özenin gösterilmemesi veya vekâlet görevinin gereği gibi yerine getirilmemesi gibi hâller haklı azil sebebi sayılabilir.

    Azilnamenin geçerli olabilmesi için noter aracılığıyla düzenlenmesi ve ilgili vekile bildirilmesi gerekir. Avukat bakımından azil, kendisine tebliğ edildiği anda hüküm doğurur. Ayrıca azil işleminin mahkemeye ve ilgili kurumlara bildirilmesi, dosya işlemlerinde karışıklık yaşanmaması açısından önemlidir.

    Azilname, yalnızca avukat–müvekkil ilişkilerinde değil; genel vekâlet, şirket temsil yetkileri veya özel yetki içeren vekâletlerde de kullanılabilir. Yetkinin kapsamına göre azlin kısmi veya tam olarak yapılması mümkündür.

    Azil işlemi, taraflar arasında doğabilecek hak ve yükümlülükleri doğrudan etkilediğinden, hukuki sonuçları dikkatle değerlendirilmelidir. Bu nedenle azilnamenin usule uygun şekilde hazırlanması ve sürecin bilinçli biçimde yürütülmesi, ileride yaşanabilecek uyuşmazlıkların önüne geçilmesi açısından büyük önem taşır.



    Azilname Dilekçesi Örneği

    …….. NOTERLİĞİ’NE;

    AZİLNAME

    AZİL EDENİN ADI SOYADI       :                                                                        

    TC No:

    ADRESİ                                                 :

    AZİL EDİLEN                                      :

    AZİL EDİLENİN ADRESİ               :

    ……..Noterliği’nin …… yevmiye no’lu vekaletnamesiyle sizi vekil tayin etmiştik. Şimdi ise gördüğümüz lüzum üzerine sizi bu günden itibaren vekaletten ve vekaletname ile tarafınıza verilmiş olan tüm yetkilerden azlettik. Bundan sonra bu vekaletnameye dayanarak adımıza herhangi bir işlem yapmaya yetkili bulunmadığınızı bildiririz.  …/…/…

    AZLEDEN

    İSİM SOYİSİM

  • Terk Nedeniyle İhtar Gönderilmesi Talebi Dilekçesi

    Terk Nedeniyle İhtar Gönderilmesi Talebi Dilekçesi

    Terk nedeniyle ihtar gönderilmesi talebi, evlilik birliğini haklı bir sebep olmaksızın terk eden eşe karşı, Türk Medeni Kanunu kapsamında başvurulan önemli bir hukuki yoldur. Terk, eşlerden birinin ortak konutu terk etmesi ya da haklı bir neden olmaksızın ortak hayata dönmemesi hâlinde söz konusu olur. Bu durumda terk edilen eş, belirli şartların varlığı hâlinde ihtar yoluna başvurabilir.

    İhtar talebinin temel amacı, terk eden eşe ortak konuta dönmesi için son bir fırsat tanınmasıdır. Kanun gereği, terk eyleminin en az dört ay sürmüş olması ve ihtarın hâkim veya noter aracılığıyla yapılması gerekir. Bu ihtarda, eşe ortak hayata dönmesi için iki ay süre verilir ve dönmemesi hâlinde doğacak hukuki sonuçlar açıkça bildirilir.

    Terk nedeniyle ihtar, ileride açılabilecek boşanma davası açısından büyük önem taşır. Usulüne uygun şekilde gönderilen ihtara rağmen eşin ortak hayata dönmemesi hâlinde, terk eden eş kusurlu kabul edilir ve bu durum boşanma davasında dayanak olarak ileri sürülebilir. Bu nedenle ihtarın içeriği, süresi ve gönderilme şekli hukuka uygun olmalıdır.

    Mahkeme, ihtar talebini değerlendirirken terk olgusunun varlığını, tarafların kusur durumunu ve evlilik birliğinin fiilen sona erip ermediğini inceler. Haklı bir sebep olmaksızın yapılan terk hâllerinde ihtar talebi kabul edilebilir. Ancak eşin evden ayrılmasının haklı bir nedene dayanması durumunda ihtar hukuki sonuç doğurmaz.

    Terk nedeniyle ihtar gönderilmesi talebi, aile hukukunda sonuçları ağır olabilen bir süreçtir. Bu nedenle talebin doğru zamanda, doğru gerekçelerle ve mevzuata uygun şekilde yapılması, hak kaybı yaşanmaması açısından büyük önem taşır.




    Terk Nedeniyle İhtar Gönderilmesi Talebi Dilekçesi Örneği

    ……. AİLE MAHKEMESİ HAKİMLİĞİ’NE İHTAR TALEP EDEN :

    VEKİLİ :

    KARŞI TARAF :

    ADRES :

    KONU : Terk nedeni ile ihtar istemidir.

    AÇIKLAMALAR :

    1-Müvekkilimiz karşı taraf ile … yıldan bu yana evlidir. Nüfus kayıtları, ……. İli, ……. İlçesi, ……. Mahallesi, Cilt No; ……., Aile No;……., Sıra No; ……. dadır. Evliliklerinden ise … isimli iki çocukları bulunmaktadır.

    2-Müvekkilimiz ev hanımı olup müşterek çocukların bakımı ile ilgilenmektedir. İhtar istenen eş, müvekkilime haber vermeden müşterek konutu 5 ay(4 aydan fazla olmalı) önce terk etmiş ve bu süreçte ne eşini ve ne de çocuklarını arayıp sormamıştır.

    3- Eşe ulaşma çabaları sonuçsuz kalmakta, eşin ………………… numaralı telefonu çoğu zaman ulaşılamaz durumda olmakta, ulaşıldığı zamanlarda ise telefonu açmamaktadır.

    4-Müvekkilimiz, eşinin ……………………adresinde kendisine başka bir ev tutup eşyalar almak suretiyle yeni bir düzen kurduğunu haricen öğrenmiş, terk eden eş, bu adresten müşterek konuta çağırılmış ancak karşı taraf, müvekkilime, bir daha eve dönmeyeceği yönünde haber göndermiştir. Karşı taraf 5 aydır evliliği ile ilgili hiçbir sorumluluğunu da yerine getirmemektedir. Üstelik müşterek konutu terk etmesi için ortada hiç bir haklı sebebi de bulunmamaktadır.

    5-Müvekkilimiz, yıllardır süren evliliğini ve müşterek çocukların geleceğini düşündüğü için kendisini evine davet etmektedir.

    6- Müvekkilim, bu beş aylık sürede adres değiştirmemiş olup, halen aynı adres olan …………………………‘da müşterek çocukları ile birlikte ikamet etmeye devam etmektedir. Müvekkilimiz sürekli olarak evdedir. Her ihtimale karşı, aynı adreste …. nolu dairede ikamet eden karşı komşu olan ………………. ‘ ya da bir anahtar bırakılmıştır. Buradan da günün her saati anahtarın alınması mümkündür.

    7-Evin geçimini temin eden kişi ihtar olunan eş olmasına rağmen, mahkemenin bu hususta takdir etmesi halinde, ihtar olunan eşin müşterek konuta dönüşü için gereken yol ve sair ücretler tarafımızca ödenecektir.

    TALEP : Açıklanan nedenlerle karşı tarafa 2 ay içinde evine ve eşine geri dönmesinin bildirilmesine, aksi taktirde MK. ilgili maddeleri uyarınca Terk nedeniyle boşanma davası açılacağının ihtar edilmesine karar verilmesini vekaleten saygılarımızla talep ederiz.

    İhtar Eden

    Vekili

  • Cinsel Taciz Suçu Beyan Dilekçesi

    Cinsel Taciz Suçu Beyan Dilekçesi

    Cinsel taciz suçu, Türk Ceza Kanunu’nda kişilerin vücut dokunulmazlığına yönelik olmaksızın, cinsel amaçlı rahatsız edici davranışlarda bulunulmasını cezalandıran bir suç tipi olarak düzenlenmiştir. Bu suçun soruşturulması ve yargılanması sürecinde mağdur veya şüpheli tarafından sunulan beyanlar, maddi gerçeğin ortaya çıkarılması açısından önemli bir yer tutar. Cinsel taciz suçu beyanı, olayın nasıl gerçekleştiğini, taraflar arasındaki ilişkiyi ve iddiaların dayanaklarını açıklamayı amaçlar.

    Cinsel taciz iddialarında beyanın içeriği, somut ve tutarlı olmalıdır. Olayın zamanı, yeri, şekli ve tekrar edip etmediği gibi hususların açık şekilde ortaya konulması, hukuki değerlendirmenin sağlıklı yapılmasını sağlar. Özellikle mağdur beyanları, delillerle desteklendiği ölçüde yargılama sürecinde belirleyici olabilir. Tanık anlatımları, mesaj kayıtları, kamera görüntüleri ve benzeri unsurlar beyanları güçlendiren deliller arasında yer alır.

    Cinsel taciz suçu beyanları yalnızca mağdur açısından değil, hakkında iddia bulunan kişi bakımından da büyük önem taşır. Savunma niteliğindeki beyanlarda, isnat edilen fiilin gerçekleşmediği, yanlış anlaşıldığı veya hukuki unsurlarının oluşmadığı ileri sürülebilir. Bu nedenle beyanların hukuki sınırlar içinde, ölçülü ve gerçeğe uygun şekilde hazırlanması gerekir.

    Uygulamada cinsel taciz suçu beyanları, ceza yargılamasının seyrini doğrudan etkileyebilmektedir. Eksik, çelişkili veya soyut beyanlar hak kayıplarına yol açabilir. Bu sebeple sürecin hukuki bilgi ve deneyimle yürütülmesi, hem mağdur haklarının korunması hem de adil yargılanma ilkesinin sağlanması açısından büyük önem taşır.




    Cinsel Taciz Suçu Beyan Dilekçesi Örneği

    .… …  CEZA MAHKEMESİ’NE,

    DOSYA NO          : …/… E.

    MÜŞTEKİ            :

    VEKİLİ                 :

    SANIK:

    SAVUNMA:

    KONU                   : Esasa İlişkin Beyanlarımızı İçerir Dilekçemizdir.

    AÇIKLAMALAR   :

    1-) Mahkemenizin … tarihli oturumunda, tarafımıza verilen süre içinde sunduğumuz esasa ilişkin beyanlarımız aşağıdaki gibidir.

    2-) Henüz ….. yaşında olan müvekkilimiz suç duyurusu dilekçemizde de açıkça belirtmiş olduğumuz gibi sanığın cinsel tacizine maruz kalmıştır. Sanığın müvekkilimizin yakın bir arkadaşının abisi olması ve aynı zamanda komşuları da olması sebebiyle olay daha vahim bir durum arzetmektedir. Müvekkilimiz henüz çocuk sayılabilecek bir yaşta olduğundan veçhile, sanığa bir abi yakınlığı ve güveni duyarak onun bisikletine binme ve birlikte dolaşma fikrine razı olmuş ve çocukça bir hevesle yaklaşmıştır.

    3-) Sanık müdafii, …/…/… tarihli dilekçesinde yaşanan cinsel taciz suçunu inkar etme yoluna gitmiştir. Oysa o yaşta bir çocuk olan müvekkilimizin bu durumu kendi kafasında yaratma ya da uydurma gibi bir durumu sözkonusu olamaz. Olayın şoku ve korkusu içinde evine döndüğünde annesinin hareketlerinden şüphe duyarak üzerine gitmesi ve tabiri caizse ağzından laf almaya çalışmasıyla olay ortaya çıkmıştır.

    4-) Müvekkilimiz ve yaşı ve konumu itibariyle bu durumu kaldıramayacak durumda olup, yaşanan bu olay neticesinde psikolojisi de oldukça bozulmuş, kendi başına yalnız olarak sokağa çıkmaktan çekinir hale gelmiştir. Hatta okula dahi giderken aile büyüklerinden birisinin yanında birlikte gitmesini istemektedir. Alınacak adli tıp kurumu raporu ile bu durum daha net olarak ortaya çıkacaktır.

    5-) Yaşanan bu olay neticesinde sanık hiçbir şey olmamış gibi davranmaya ve müvekkilin evine bir şey bahane ederek ve komşu olmalarına dayanarak girip çıkmaya devam etmiş ve müvekkilimiz onu her gördüğünde korku yaşayarak odasından çıkamayacak hale gelmiştir. Sanık müdaafii esas hakkındaki savunmasında “müvekkilimizin herhangi bir kastı yoktur” şeklinde bir savunma yapmıştır. Oysa işlenen cinsel taciz suçunun sanığın iradesi ve kastı dışında işlenmesi mümkün değildir.

    SONUÇ VE İSTEM        : Yukarıda açıklamaya çalıştığımız nedenlerle, suçun maddi ve manevi unsurları oluştuğundan, sanığın üzerine atılı bulunan suçtan cezalandırılmasına karar verilmesini vekaleten arz ve talep ederiz. …/…/…

    Müşteki Vekili

    İle ilgili.

  • Tapusuz Taşınmaza Yönelik Tescil İstemi Dilekçesi

    Tapusuz Taşınmaza Yönelik Tescil İstemi Dilekçesi

    Tapusuz taşınmaza yönelik tescil istemi, fiilen kullanılan ancak tapu sicilinde kayıtlı olmayan bir taşınmazın, hukuki şartların oluşması hâlinde malik adına tapuya tescil edilmesini amaçlayan bir dava türüdür. Bu tür taşınmazlar çoğunlukla kadastro görmemiş alanlarda veya geçmişten gelen fiili kullanımlara dayalı olarak ortaya çıkar. Tescil istemi, mülkiyet hakkının resmî sicile geçirilmesi bakımından büyük önem taşır.

    Tapusuz taşınmazların tescili talepleri, Türk Medeni Kanunu ve Kadastro Kanunu hükümleri çerçevesinde değerlendirilir. Uzun süreli, aralıksız ve malik sıfatıyla zilyetlik, bu davaların temel dayanaklarından biridir. Taşınmazın belirli bir süre boyunca çekişmesiz şekilde kullanılmış olması, tescil talebinin kabulü açısından önemlidir. Ayrıca kamu malı niteliği taşımayan alanlar bakımından bu yol mümkündür.

    Mahkeme, tescil istemini incelerken taşınmazın niteliğini, zilyetliğin süresini ve kullanım biçimini detaylı şekilde değerlendirir. Keşif, bilirkişi incelemesi ve tanık beyanları bu davalarda sıklıkla başvurulan deliller arasındadır. Taşınmazın sınırları, yüzölçümü ve fiili durumunun açık şekilde tespit edilmesi gerekir.

    Tapusuz taşınmaza yönelik tescil istemi davaları, mülkiyet hakkının kazanılması açısından telafisi güç sonuçlar doğurabileceğinden titizlikle yürütülmelidir. Usule uygun açılmayan veya yeterli delille desteklenmeyen talepler reddedilebilir. Bu nedenle sürecin, alanında deneyimli bir hukukçu tarafından takip edilmesi büyük önem taşır.



    Tapusuz Taşınmaza Yönelik Tescil İstemi Dilekçesi Örneği

    …. … HUKUK MAHKEMESİ HAKİMLİĞİ’ NE

    DAVACI                                      :

    TC KİMLİK NUMARASI                    :

    ADRES                                         :

    VEKİLİ                                        :

    (Varsa tarafların kanuni temsilcilerinin)

    ADRES                                         :

    (Varsa tarafların kanuni temsilcilerinin)

    DAVALI                                       : 1-) Hazine

    2-) Orman İdaresi

    KONU                                           :Tapusuz taşınmaza yönelik tescil istemimizden ibarettir.

    DAVA DEĞERİ                          :

    (Malvarlığına ilişkin davalarda)

    AÇIKLAMALAR                       :

    1-) … Köyünde … ve … parsellerin bitişiğindeki tarla vasfındaki dava konusu taşınmaz, tapuya kayıtlı değildir. Dava konusu taşınmaz … yılında yapılan orman kadastrosunun ve 2/B madde uygulamasının dışında bulunmakta olup orman vasfı taşımayan yerlerdendir (EK-1).

     2-) İlgili taşınmaz, …/…/… tarihli harici satış sözleşmesi (EK-2) ile … … tarafından müvekkilimize satılmış ve zilyetliği devredilmiştir.

     3-) Müvekkilimiz, aradan geçen … yıl boyunca, söz konusu yere bilfiil zilyet olmuş ve burayı ekip biçmek suretiyle taşınmazdan yararlanmıştır. Bu durum, taşınmazın bulunduğu yerde mahkemenizce gerçekleştirilecek keşif ve bilirkişi incelemesi ile tanık beyanları (EK-3) ile açıklığa kavuşturulacaktır.

     4-) Açıklanan nedenlerle müvekkilimiz adına kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği yoluyla taşınmaz edinme koşulları oluştuğundan, dava konusu taşınmazın tescili için mahkemenize başvurmak zorunluluğu doğmuştur.

    HUKUKİ NEDENLER  : 4721 S. K. m. 713; 6831 S. K. m. 2. 

    HUKUKİ DELİLLER    : … Köyünde … ve … parsellerin bitişiğindeki tarla vasfındaki dava konusu taşınmaza ilişkin …/…/… tarihli harici satış sözleşmesi, orman kadastrosu haritaları, tanık anlatımları, keşif ve bilirkişi incelemesi.

    SONUÇ VE İSTEM                    : Yukarıda açıklanan nedenlerle, dava konusu taşınmazın müvekkilimiz adına tapuya tesciline karar verilmesini, (Dava değerine yönelik istem, “fazlaya ilişkin hakların saklı tutulması” veya dava değerinin çekişmeli olup olmaması hususları; dava konusuna dair hazırlanan dilekçeye göre değişiklik arz edebilmekle birlikte, somut olayınız esas alınarak ilgili istemler değerlendirilmelidir.)yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini vekâleten talep ederiz. …/…/…

    EK:

    1-) Orman kadastrosu haritaları.

    2-) … Köyünde … ve … parsellerin bitişiğindeki tarla vasfındaki dava konusu taşınmaza ilişkin …/…/… tarihli harici satış sözleşmesi.

    3-) Tanıkların isimleri ve adresleri ile tanıklık edecekleri konuları gösterir tanık listesi.

    4-) Bir adet onaylı vekaletname örneği.

    Davacı Vekili

           Av.

  • Kayyım Atanması İstemi Dilekçesi

    Kayyım Atanması İstemi Dilekçesi

    Kayyım atanması, belirli bir malın yönetimi veya bir kişinin menfaatlerinin korunması amacıyla mahkeme tarafından geçici olarak uygulanan bir hukuki koruma tedbiridir. Türk Medeni Kanunu kapsamında düzenlenen kayyımlık kurumu, kişinin kendi işlerini göremediği veya temsil edilmesinin zorunlu olduğu hâllerde gündeme gelir. Bu uygulama, sürekli değil; zorunluluk hâliyle sınırlı ve ölçülü bir müdahale niteliği taşır.

    Kayyım atanması istemi, genellikle malvarlığının yönetilememesi, temsil boşluğu oluşması, ortaklık ilişkilerinde uyuşmazlık yaşanması veya belirli bir işlemin yapılabilmesi için tarafsız bir temsilciye ihtiyaç duyulması hâllerinde talep edilir. Özellikle miras, ortaklık, şirket payları veya dava konusu malların korunması gereken durumlarda kayyım atanması hukuki güvenliği sağlamayı amaçlar.

    Mahkeme, kayyım atanması taleplerini değerlendirirken, öncelikle kayyım atanmasını gerektiren somut bir zorunluluğun bulunup bulunmadığını inceler. Kişinin veya malvarlığının korunmaya muhtaç olup olmadığı, başka bir hukuki yolun yeterli olup olmayacağı ve talebin ölçülülük ilkesine uygunluğu dikkate alınır. Kayyım atanması, son çare olarak başvurulan bir tedbirdir.

    Kayyımın görev ve yetkileri, mahkeme kararında açıkça belirtilir ve belirli bir süre veya işle sınırlı olarak düzenlenir. Kayyım, kendisine verilen yetkiler çerçevesinde hareket eder ve faaliyetleri mahkemenin denetimine tabidir. Kayyımlık sebebinin ortadan kalkması hâlinde ise kayyım görevi sona erdirilir.

    Kayyım atanması istemi, kişilerin mülkiyet ve tasarruf haklarını doğrudan etkileyen önemli bir hukuki süreçtir. Bu nedenle talebin hukuki dayanaklarının doğru belirlenmesi ve sürecin mevzuata uygun şekilde yürütülmesi, hak kayıplarının önlenmesi açısından büyük önem taşır.


    Kayyım Atanması İstemi Dilekçesi Örneği

    ….. SULH HUKUK MAHKEMESİ HAKİMLİĞİ’NE

    İHBARDA BULUNAN (DAVACI)      :                                                                 TC No:

    ADRES                                                       :

    İHBARDA BULUNAN VEKİLİ          :

    ADRES                                                       :

    DAVALILAR                                           : Hasımsızdır.

    KONU                                                       : Müvekkilimiz … …’ın açacağı babalık davasında çocuğu küçük … …’ı temsil emek amacıyla kayyım atanması istemimizi içerir dilekçemizin sunulmasından ibarettir.

    A Ç I K L A M A L A R I M I Z

    1-) Müvekkilimiz … …’ın nikahsız ilişki yaşadığı … …’dan ../../…. tarihinde küçük … … dünyaya gelmiştir. ….. Hastanesi’nden alınmış doğum belgesi mevcuttur.

    2-) Müvekkilimizin babalık davası açabilmesi için kanununda öngörülen 1 yıllık süre henüz dolmamıştır. Bu nedenle müvekkilimizin açacağı babalık davasında çocuğu küçük … … ile menfaatleri çatışmaktadır.

    3-) Müvekkilimiz adına açacağımız babalık davasında küçük … …’i temsil etmek için kayyım atanmasını istemek amacıyla mahkemenize işbu dilekçe ile ihbarda bulunmak zorunluluğu  tarafımızca hasıl olmuştur.

    HUKUKİ NEDENLER                      : 4721 S. K. m. 301, 303, 426, 6100 S. K. m. 119

    HUKUKİ DELİLLER                        : 1-) Küçük … …’ın … Hastanesi’nden alınmış doğum raporu.

    SONUÇ VE İSTEM                            :Yukarıda açıkladığımız nedenler ile müvekkilimiz adına açacağımız babalık davası nedeniyle menfaatleri çakışacak olmasından dolayı küçük … …’e kayyım atanmasını mahkemenizden saygıyla bilvekale talep ederiz.  …/…/….

    EK:

    İhbarda Bulunan Vekili

    Av.

  • Evden Uzaklaştırma Kararına Uymama Nedeniyle Verilen Zorlama Hapsine İtiraz Dilekçesi

    Evden Uzaklaştırma Kararına Uymama Nedeniyle Verilen Zorlama Hapsine İtiraz Dilekçesi

    Evden uzaklaştırma kararı, 6284 sayılı Kanun kapsamında aile içi şiddetin önlenmesi amacıyla verilen koruyucu ve önleyici bir tedbirdir. Bu karara aykırı davranıldığı iddiasıyla, hakkında karar verilen kişi bakımından zorlama hapsi uygulanması mümkündür. Ancak zorlama hapsi, ceza değil; tedbir kararının etkinliğini sağlamak amacıyla başvurulan istisnai bir yapt attachingtir ve her ihlal iddiasında otomatik olarak uygulanamaz.

    Zorlama hapsine karar verilebilmesi için, uzaklaştırma kararının usulüne uygun şekilde tebliğ edilmiş olması, ihlalin somut ve açık delillerle ortaya konulması ve kişinin kusurlu davranışının bulunması gerekir. Tebligatın yapılmaması, kararın kapsamının belirsizliği ya da ihlalin üçüncü kişilerden kaynaklanması hâllerinde zorlama hapsi hukuka aykırı olabilir.

    İtiraz sürecinde, ihlal iddiasının hangi fiile dayandığı, ihlalin ne zaman ve nasıl gerçekleştiği ile kararın gerekçesi ayrıntılı şekilde incelenir. Özellikle kolluk tutanakları, kamera kayıtları, tanık beyanları ve iletişim kayıtları değerlendirmede önem taşır. Ayrıca ölçülülük ilkesi gereği, ihlalin ağırlığı ile uygulanan yaptırım arasında denge bulunması gerekir.

    Zorlama hapsine itirazlar, kararı veren aile mahkemesi nezdinde incelenir. Mahkeme, dosya kapsamına göre itirazın kabulüne, zorlama hapsinin kaldırılmasına veya süresinin düzeltilmesine karar verebilir. Bu inceleme, kişinin özgürlüğünü doğrudan etkilediği için titizlikle yürütülmelidir.

    Evden uzaklaştırma kararına uymama nedeniyle verilen zorlama hapsine itiraz, temel hak ve özgürlükler açısından hassas bir konudur. Sürecin doğru gerekçelerle ve delillerle yürütülmesi, telafisi güç sonuçların önüne geçilmesi bakımından büyük önem taşır.




    Evden Uzaklaştırma Kararına Uymama Nedeniyle Verilen Zorlama Hapsine İtiraz Dilekçesi Örneği

    … AİLE MAHKEMESİNE

    İTİRAZDA BULUNAN :     (TC Kimlik NO :   ) 

    VEKİLİ                            :

    (Varsa tarafların kanuni temsilcilerinin)

    ADRES                             :

    (Varsa tarafların kanuni temsilcilerinin)

    KONU                               : Uzaklaştırma kararına uymama nedeniyle verilen .. günlük hapis cesasına itirazlarımızdır.

    AÇIKLAMALAR           :

    1-) Müvekkilimizin eşi, …/…/… tarihinde müvekkilimizin evden uzaklaştırılması yönünde şikayette bulunmuştur. Konuya ilişkin olarak …Mahkemesi’nin … D. iş  sayılı dosyasında müvekkilin evden uzaklaştırması yönünde karar verilmiştir.

    2-) Müvekilin şikayette bulunan eşi ile müşterek çocukları .. ../../… tarhinde müvekkili arayarak derslerini anlayamadığını, ödevlerini yaparken zorlandığını bundan dolayı kendisine yardık etmesini istemiş, müvekkili yanına çağırmıştır.  Müvekkil her zaman çocuklarının isteklerine önem veren, ailesine karşı sorumluluklarının bilincinde bir babadır.  Çocuğunun kendisinden dersler konusunda yardım istemesine kayıtsız kalamamış olan müvekkil boşanmakta olduğu eşinin de bulunduğu eve gitmiştir. Eşine çocuğu aradığı için geldiğini, birlikte ders çalışacaklarını söylemiştir. Eşi de bu durumu kabullenmiş babasının müşterek çocuğun derslerinde yardımcı olması amacıyla müşterek konuta gelmesine izin vermiştir.  1-2 saat kadar çocuğuna ders çalıştıran müvekkil sonrasında müşterek konuttan olay çıkarmadan ayrılmıştır. Buna rağmen, ortada hiçbir sebep yokken davacının kendisine işbu davayı yönelttiğini öğrenmiştir.

    3-)  Kendisinin bilgisi dahilinde ortak konuta gelip müşterek çocukları ile ders çalışan müvekkile karşı yöneltilmiş bu davanın kötü niyetli olduğu ortadadır. Eldeki dava sebebiyle müvekkile .. gün zorlama hapis cezası verilmiştir. MÜVEKKİLİN SUÇ İŞLEME KASTI YOKTUR eşinin bilgisi dahilinde yanızca çocuğu ile ders çalışmak için uzaklaştırma kararına aykırı davranmıştır.

    5-) Yukarıda açıkladığımız nedenlerle,  her ne kadar müvekkil uzaklaştırma kararına aykırı hareket etmiş gibi görünse de bunu eşinin bilgisi dahilinde ve çocuğunun isteği üzerine yaptığı, suç kastı olmadığı açıktır.  Günümüz covid-19 salgın koşulları, cezaevi ortamının sağlık ve hijyen durumları göz önünde bulundurulduğunda .. gün zorlama hapsi cezasının müvekkil açısından oldukça ağır olduğu ortadadır.

    HUKUKİ NEDENLER  : 6284 S. K. m. 8, 13.

    HUKUKİ DELİLLER    : 1-  …  Mahkemesi’nin …d. işsayılı dosyası

    2-  Aile nüfus kayıtları

    3-  Mesaj dökümleri

    4- Tanıkların isimleri ve adresleri ile tanıklık edecekleri konuları gösteren tanık listesi

    5-…Mahkemesi’nin …/… E. …/… K. sayılı kararı

    SONUÇ VE İSTEM                    : Yukarıda ayrıntısıyla açıkladığımız ve re’sen göz önüne alınacak nedenlerle, müvekkil hakkında.. Mahkemesi .. E- .. K. sayılı ilamı ile  hükmedilmiş .. gün zorlama hapis cezasının kaldırılmasına karar verilmesini talep ederiz

    İtiraz Eden Vekili

       Av.