Blog

  • Sebepsiz Zenginleşme Nedeniyle Alacak Davası Dilekçesi

    Sebepsiz Zenginleşme Nedeniyle Alacak Davası Dilekçesi

    Sebepsiz zenginleşme nedeniyle alacak davası, bir kişinin haklı ve geçerli bir hukuki sebep olmaksızın başkasının malvarlığından zenginleşmesi hâlinde, bu zenginleşmenin iadesini sağlamak amacıyla açılan davadır. Türk Borçlar Kanunu’nda düzenlenen sebepsiz zenginleşme, taraflar arasında geçerli bir sözleşme veya hukuki ilişki bulunmamasına rağmen bir menfaat transferinin gerçekleşmesi durumunda gündeme gelir.

    Sebepsiz zenginleşme; haksız bir ödemenin yapılması, geçersiz veya sonradan ortadan kalkan bir hukuki sebebe dayanarak malvarlığı artışı sağlanması ya da bir kişinin malvarlığının diğerinin aleyhine azalması gibi hâllerde ortaya çıkabilir. Bu durumda zenginleşen taraf, elde ettiği menfaati iade etmekle yükümlüdür.

    Sebepsiz zenginleşmeye dayalı alacak davasında, davacı tarafından üç temel unsurun ispatlanması gerekir. Bunlar; bir tarafın zenginleşmesi, diğer tarafın bu zenginleşme nedeniyle fakirleşmesi ve zenginleşme ile fakirleşme arasında uygun illiyet bağının bulunmasıdır. Ayrıca zenginleşmenin haklı bir hukuki sebebe dayanmaması şarttır.

    Mahkeme, dava kapsamında tarafların iddia ve savunmalarını, yapılan ödemelerin dayanağını ve olayın hukuki niteliğini değerlendirir. Zenginleşmenin varlığı tespit edilirse, iade yükümlülüğü genellikle zenginleşmenin gerçekleştiği ölçüyle sınırlı tutulur. İade, aynen mümkün değilse bedel olarak da talep edilebilir.

    Sebepsiz zenginleşme nedeniyle alacak davası, özellikle sözleşme bulunmayan veya geçersiz işlemlerden kaynaklanan uyuşmazlıklarda önemli bir hukuki koruma sağlar. Bu davanın doğru hukuki gerekçelerle ve sürelere dikkat edilerek açılması, hak kaybı yaşanmaması açısından büyük önem taşır.



    Sebepsiz Zenginleşme Nedeniyle Alacak Davası Dilekçesi Örneği

    … NÖBETÇİ ASLİYE HUKUK MAHKEMESİNE

    DAVACI               :

    VEKİLLERİ          :

    DAVALILAR                   :

    KONU                   :… Yılı Ocak ayında satın alınan … plakalı … model

     .. renkli .. marka aracın davacı adına

     tescil edilmesi, aksi halde satış bedeli olan …-TL’nin

     davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya

     verilmesi talebidir.

    Harca Esas Değer : …-TL (Arabanın alış bedeli)

    AÇIKLAMALAR

    Ekli vekâletname uyarınca davacı vekilleri bulunmaktayız.

    Davacı, 2.. yılı Ocak ayında eski eşi .. ile birlikte .. Galeri adlı iş yerinden .. vasıtası ile …isimli şahısla aralarında yapmış oldukları oto satış sözleşmesi ile .. .. plakalı .. model gümüş ..renkli .. marka aracı …-TL peşin …-TL’lik 2 adet çek vererek toplam …,00-TL bedelle haricen satın almıştır. Aynı anda araba kendisine fiilen teslim edilmiş ve zilyetliğini de devralmıştır.

    Vekil eden, aracın alınmasında aracılık eden (eski)eşi .. tanıdığı .. “aracın ruhsat devrini istediğin zaman alabilirsin bir problem çıkmaz” demesi ve bu kişiye duydukları güven nedeniyle ruhsatı kendi üzerine hemen almamış arabayı kendinin olduğu düşüncesi ile kullanmaya başlamıştır.

    Vekil eden satışa konu … plakalı aracı sahibi/yetkilisi olduğu … Haber isimli işyerinin işleri için de kullanmakta iken ve söz konusu araç işyerinin önünde beklerken …04.2007 tarihinde yakalanarak otoparka çekilmiştir.

    Bu olaylar üzerine yapılan araştırmada …’nun  …r’a olan …10.2005 Tanzim tarihli, ..11.2005 Vade tarihli …,00-TL bedelli senet borcundan dolayı ..a …İcra Müdürlüğü 2007/.. E sayılı dosyasından yapılan icra takibi ile araç kaydına konan haciz nedeniyle yakalandığı öğrenilmiştir.

    Vekil eden davacı söz konusu aracın bedelini ödeyerek satın almış ve aynı anda araç kendisine fiilen teslim edilmiş ve zilyetliğini de devralmıştır. Fakat iyi niyetli kendisinin olduğu düşüncesi ile yaklaşık 2-2,5 yıldır kullandığı aracın .. adına kayıtlı olması nedeniyle ve bu kişilerin satıştan çok sonra muvazaalı bir şekilde icra takibi yaparak (icra takibine konu senedin vade tarihi …11.2005 olmasına rağmen icra takibinin …01.2007 tarihinde başlatılması) aracın otoparka çekilmesi, kötü niyetli ve danışıklı olarak hareket ettiklerinin açık bir göstergesidir

    Gelişmeler üzerine vekil eden tarafından şikâyet başvurusu yapılmış olup akabinde davalıların muvazaalı icra takibi ve dolandırmaya yönelik eylemleri nedeni ile de haklarında A..

    a .. Ceza Mahkemesi 2008/.. E. sayılı dosyası ile dava açılmıştır. Bu dosya içeriğinde de görüleceği üzere …İcra Müdürlüğü 2007/.. E sayılı dosyasından alacaklı görünen davalıların ..r’ın .. Cumhuriyet Başsavcılığı 2007/.. Soruşturma Nolu dosyası ile 03.07.2007 tarihinde alınan ifadesinde  “ .. diye birini tanımıyorum. .. da tanımıyorum. Benim kimseden alacağım yoktur.”  derken yine …09.2007 tarihinde alınan ifadesinde “benim .. alacağım vardır. …. eşi  geldi benden para istedi ben de verdim karşılığında senet aldım, senedi icra takibine koydum ….. .. benim çok samimi arkadaşımdır, maddi durumu bozuk olduğu için senet almıştım….”  şeklindeki  çelişkili ve hayatın olağan akışına da aykırı beyanları kötü niyetli ve danışıklı olarak hareket edildiğinin açık bir göstergesidir.DAVALILAR İLE İCRA DOSYASINDA ALACAKLI GÖRÜNEN MEHMET BAYDAR ANLAŞMALI VE DOLANDIRMAK KASTI İLE HAREKET ETMEKTEDİRLER.

     Ancak olaylar karşısında vekil edenin iyi niyetinin ve bedelini ödeyerek yasaya uygun olarak bir araba satın aldığı dikkate alınarak haklarının korunması ve telafisi imkansız zararlarının doğmasını engellemek için, işbu dava ile verilecek kararın kesinleşmesine kadar geçerli olmak üzere; ….İcra Müdürlüğü’nün 2007/… E sayılı dosyasının yargılama neticesine kadar tedbiren durdurulması ile aracın dava sonuna kadar yedieminde kalması yönünde tedbir kararı verilmesini talep ediyoruz.

    Yukarıda açıklanan nedenlerle iş bu uyuşmazlıkta vekil eden iyiniyetli üçüncü kişidir ve bedelini ödeyerek yasaya uygun olarak aracı satın alarak kullanmıştır.  Bu nedenle, öncelikle … plakalı aracın vekil eden adına tescilini, bu mümkün olmadığı taktirde satış bedelinin iadesi hususlarında davalıların sorumluluğu bulunduğundan satış bedelinin davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesini talep ediyoruz.

    KANITLAR

    ……………….

    SONUÇ – İSTEM

    Yukarıda açıklanan ve re’sen dikkate alınacak nedenlerle, sair yasal haklarımız saklı kalmak kaydı ile;

    • Öncelikle, … İcra Müdürlüğü’nün 2007/… E sayılı dosyasının TEDBİREN DURDURULMASI İLE ARACIN DAVA SONUNA KADAR YEDİEMİNDE KALMASI YÖNÜNDE TEDBİR KARARI VERİLMESİNİ,
    • Satışa konu … plakalı aracın trafikte vekil eden davacı adına tescil edilmesine, bu mümkün olmadığı taktirde davalılara ödenen … ,00 TL’nin ödeme tarihi olan …..2005 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine,
    • Yargılama giderleri ile ücreti vekaletin davalılar üzerinde bırakılmasına, karar verilmesini dileriz…/../2008

    Davacı Vekili
    Av.

  • Usulsüz Tebligatın İadesi İstemli Dilekçe

    Usulsüz Tebligatın İadesi İstemli Dilekçe

    Usulsüz tebligatın iadesi, hukuki bir işlemin tarafına kanuna aykırı şekilde yapılan tebligatın geçersiz sayılması ve buna bağlı hak kayıplarının önlenmesi amacıyla başvurulan önemli bir hukuki yoldur. Tebligat işlemleri, 7201 sayılı Tebligat Kanunu ve ilgili mevzuat hükümlerine uygun olarak yapılmak zorundadır. Bu kurallara aykırı yapılan tebligatlar usulsüz kabul edilir.

    Usulsüz tebligat; tebligatın yanlış adrese yapılması, muhatabın hiç bulunmadığı bir yere bırakılması, usule uygun haber verilmemesi ya da tebligatın yetkisiz kişilere teslim edilmesi gibi hâllerde söz konusu olabilir. Bu tür durumlarda, tebligat hukuki sonuç doğurmaz ve muhatap açısından süreler işlemeye başlamaz.

    Usulsüz tebligatın iadesi talebiyle, tebligatın geçersiz olduğunun tespiti ve buna dayanılarak yapılan işlemlerin hukuka aykırı olduğunun ortaya konulması amaçlanır. Özellikle icra takipleri, dava süreleri ve itiraz hakları bakımından usulsüz tebligatlar ciddi mağduriyetlere yol açabilir. Bu nedenle iade talebi, hak kaybını önleyici bir işlev görür.

    Mahkeme veya ilgili merci, usulsüz tebligat iddiasını değerlendirirken tebligatın şekil şartlarına uygun olup olmadığını, muhatabın tebligattan fiilen haberdar edilip edilmediğini ve savunma hakkının ihlal edilip edilmediğini inceler. Usulsüzlüğün tespiti hâlinde, tebligat geçersiz sayılır ve hukuki süreler yeniden başlar.

    Usulsüz tebligatın iadesi, adil yargılanma hakkının korunması açısından büyük önem taşır. Bu sürecin mevzuata uygun şekilde yürütülmesi, tarafların haklarını etkin biçimde kullanabilmesi ve telafisi güç sonuçların önlenmesi bakımından kritik bir rol oynar.


    Usulsüz Tebligatın İadesi İstemli Dilekçe Örneği

    … İCRA MÜDÜRLÜĞÜ’NE

    DOSYA NO                          :

    ALACAKLI                         :

    VEKİLİ                                 :

    BORÇLU                              :

    TEBLİGATI İADE

    EDEN 3. KİŞİ                      :

    VEKİLİ                                 :

    TEBELLÜĞ TARİHİ             : …/…/…

    KONU                                       : Usulsüz tebligatın iadesinden ibarettir.

    AÇIKLAMALAR                           

    1-) Yukarıda esas numarasını belirttiğimiz dosyadan borçlu aleyhine çıkartılan icra tebligatı borçla hiçbir ilişkisi bulunmayan  …’ya yapılmıştır.

    2-) Bu nedenle müvekkilimin mağdur olmaması için usulsüz tebligatı iade etmek zorunluluğu doğmuştur.

                 SONUÇ VE İSTEM                                   

     Yukarıda açıklanan nedenlerle borçla ve borçluyla hiçbir ilgisi bulunmayan müvekkilime yapılan usulsüz tebligatın yapılmamış sayılmasını saygılarımızla talep ederiz. …/…/…

                                                                                                                  Üçüncü Kişi Vekili

                                                                                                   Av.

  • İstinaf Dilekçesi

    İstinaf Dilekçesi

    İstinaf, ilk derece mahkemeleri tarafından verilen kararların hem maddi vakıa hem de hukuki yönden denetlenmesini sağlayan kanun yoludur. Türk hukuk sisteminde istinaf incelemesi, Bölge Adliye Mahkemeleri tarafından yapılır ve yargılamada hataların giderilmesi amacı taşır.

    İlk derece mahkemesinin verdiği kararın hukuka aykırı olduğu, delillerin eksik veya yanlış değerlendirildiği ya da usule ilişkin hatalar bulunduğu düşünülüyorsa, taraflar istinaf yoluna başvurabilir. İstinaf, temyizden farklı olarak yalnızca hukuki denetimle sınırlı değildir; olayların değerlendirilmesi ve delillerin yeniden incelenmesi de mümkündür.

    İstinaf başvurusu, kanunda öngörülen süreler içinde yapılmalıdır. Hukuk ve ceza yargılamalarında bu süreler farklılık gösterebilir. Süresinde yapılmayan başvurular usulden reddedilir ve karar kesinleşir. Bu nedenle istinaf süresine riayet edilmesi, hak kaybı yaşanmaması açısından büyük önem taşır.

    Bölge Adliye Mahkemesi, istinaf incelemesi sonucunda ilk derece mahkemesi kararını kaldırabilir, düzelterek yeniden hüküm kurabilir ya da kararı hukuka uygun bularak başvuruyu reddedebilir. Bazı hâllerde dosya, yeniden yargılama yapılmak üzere ilk derece mahkemesine de gönderilebilir.

    İstinaf, yargılamada adil sonuçlara ulaşılmasını sağlayan önemli bir denetim mekanizmasıdır. Özellikle maddi hataların giderilmesi ve usule aykırılıkların düzeltilmesi açısından etkili bir kanun yoludur. Bu nedenle istinaf başvurusunun, kararın dayandığı gerekçeler ve hukuki eksiklikler açıkça ortaya konularak yapılması, sürecin sağlıklı işlemesi bakımından kritik rol oynar.


    İstinaf Dilekçesi Örneği

    İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ ( ) HUKUK DAİRESİ’NE
    Gönderilmek Üzere
    İSTANBUL ANADOLU ……….. İCRA HUKUK MAHKEMESİ

    DOSYA NO : ……….E. ……… K.

    DAVALI : ………….. A.Ş

    VEKİLLERİ :

    DAVACI :

    VEKİLİ :

    KONU : İstinaf dilekçemizdir.

    AÇIKLAMALAR :

    Davacı tarafından, İstanbul Anadolu …… İcra Müdürlüğü’nün …………. E. Sayılı dosyasına vaki itirazın kaldırılması, taşınmazın tahliye ve teslimi talebi ile açılan davanın yargılaması neticesinde, Yerel Mahkemece,

    ”1-Davalı …………………Sanayi Ticaret Limited Sirketi yönünden açılan davanın REDDINE,
    2-Davalı ………………..Anonim Sirketi yönünden davanın KABULÜNE, bu davalının Istanbul Anadolu 24. Icra Dairesi’nin …………… Esas numaralı dosyasına yapmıs oldugu itirazın kaldırılmasına, takibin devamına,
    3- Davalı ………….. Anonim Sirketi yönünden konusuz kalan tahliye talebinin esası hakkında karar verilmesine yer olmadıgına,
    4-Takibe konu asıl alacagın %20’si oranında ……….TL tazminatın davalı ……………. A.S’den alınarak davacıya verilmesine,”

    Karar verilmiştir.

    Anılan karar usul ve yasaya aykırıdır. Şöyle ki;

    Mahkeme kararında; taşınmazın boş olarak davacıya teslim edilmediğinden bahisle müvekkil şirketin kira bedellerinden sorumlu olduğu, ……….. Ltd Şti yönünden ……….. tarihli kira akdinde bu davalının imzasının bulunmadığı, kira bedeli ödemelerinden alt kiracı sıfatıyla sorumlu olmadığı, somut olayda alt kiracının kiralananı asıl kiracıya tanınandan başka bir biçimde kullandığına dair herhangi bir bulgu olmadığı ve davalılar arasında kira ilişkisinin devrinin bulunmadığı gerekçelerine yer verilmiştir.

    Halbuki, taraflar arasında akdedilen Kira Sözleşmesinin ‘Kullanım Amacı ve Mecurun Fiilen Teslimine ilişkin Şartlar’ başlıklı 4. Maddesinde;

    ” Mecurda ………veya………..’in münferiden tayin ve tespit edeceği marka ve logolar altında akaryakıt ve otogaz satış ve servis istasyonu olarak faaliyet gösterilecektir.

    Kiralayan, işbu kira hakkına konu akaryakıt otogaz satış ve servis istasyonunun işleticiliğinin bizzat ………….. tarafından veya münhasıran ………..tarafından …tayin edilecek gerçek veya tüzel kişiler vasıtasıyla yapılacağını kabul ve taahhüt etmiştir. Kiralayan bu hususta herhangi bir takdir hakkı bulunmadığını peşinen kabul etmiştir.

    İşbu sözleşmenin süresinin hitamında yenilenmemesi ve tarafların fesih hususunda mutabık olmaları halinde, mecur üzerinde kurulu akaryakıt ve otogaz satış istasyonunun işletilmesine dair İşletici/Bayi adına tanzim olunan İkinci sınıf İşyerlerine ait İşyeri Açma ve Çalıştırma Ruhsatının Malik’e devri için gerekli koordinasyon sağlanacaktır”

    denilmektedir. Dolayısıyla malik taşınmazda kurulu bulunan akaryakıt istasyonunun başka bir şirket (somut olayda diğer davalı ………. Ltd Şti) tarafından işletileceğini peşinen kabul etmiş, böylesi bir durumda müvekkil şirketin sorumluluğunun yalnızca İşletici/Bayi adına tanzim olunan İkinci sınıf İşyerlerine ait İşyeri Açma ve Çalıştırma Ruhsatının Malik’e devri için gerekli koordinasyon sağlanması olduğunu beyan ve taahhüt etmiştir.

    Bu noktada, müvekkil şirket ile diğer davalı ………..Ltd Şti arasındaki bayilik sözleşmesinin feshi halinde ve en nihayetinde kira sözleşmesinin süresi sonunda taşınmazı tahliye ve teslim etme yükümlülüğü diğer davalı …………… Ltd Şti’dir. Müvekkil şirketin tek yükümlülüğü GSM ruhsatının devri için gerekli koordinasyonun sağlanmasıdır.

    Nitekim, bayilik sözleşmesinin feshi üzerine Ahmet Öztürk Ltd Şti aleyhine İstanbul Anadolu 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin ………. E. ………… E. Sayılı dosyası üzerinden el atmanın önlenmesi davası ikame edilmiş, dava müdahil sıfatıyla alacaklı yanca takip edilmiş, işbu davanın yargılaması neticesinde;

    ”Davanın kabulü ile; davalının, davacı şirketin kiralayan sıfatına sahip olduğu …………………….. Parsel sayılı taşınmaza ve üzerinde bulunan akaryakıt istasyonuna vaki müdahalesinin önlenmesine”

    karar verilmiş, anılan karara karşı davalı yanca istinaf başvurusunda bulunulmuştur. Karar henüz kesinleşmemiştir.

    Müvekkil şirketin ödeme yapma yükümlülüğü kira sözleşmesinin sona erdiği tarih olan ……………. tarihinde sona ermiştir.

    Taşınmazın zilyetliği de müvekkil şirkette değil, diğer davalı ……………………. ‘dedir.

    Belirtmek gerekir ki; …………Ltd Şti’nin bayilik sözleşmesinin feshinden sonra müvekkil şirkete ödediği bir bedel de bulunmamaktadır. ………….. Ltd Şti taşınmazı haksız şagil olarak ve herhangi bir bedel ödemeksizin kullanmaya devam etmiştir. Bu noktada taşınmazı kullanan, bedel ödeme yükümlülüğü olan ve yine taşınmazdan tahliye edilmesi gereken taraf diğer davalı ……………… Ltd Şti’dir.

    Yerel Mahkemenin ”somut olayda alt kiracının kiralananı asıl kiracıya tanınandan başka bir biçimde kullandığına dair herhangi bir bulgu olmadığı” gerekçesi de yerinde değildir. Zira ………………… Ltd Şti taşınmazdaki müvekkile ait amblem ve logoları kaldırarak, başka bir dağıtıcı firma markası altında faaliyet göstermiş ve taşınmazı haksız olarak işgal etmiştir. Salt bu husus dahi taşınmazın …………. Ltd Şti tarafından kararlaştırılan biçimde kullanılmadığının açık göstergesidir.

    Yerel Mahkemece müvekkil şirket aleyhine icra inkar tazminatına hükmedilmesi de hatalıdır. İcra inkar tazminatına hükmedilmesi için gerekli şartlar oluşmamıştır. Kararın bu yönüyle de kaldırılması gerekir.

    SONUÇ VE İSTEM : Yukarıda açıklanan gerekçelerle;

    Davalı

  • Haksız Rekabet Suç Duyurusu Dilekçesi

    Haksız Rekabet Suç Duyurusu Dilekçesi

    Haksız rekabet, ticari hayatta dürüstlük kuralına aykırı davranışlarla rakiplerin, müşterilerin veya piyasanın zarar görmesine yol açan fiilleri ifade eder. Türk Ticaret Kanunu’nda düzenlenen haksız rekabet halleri, serbest piyasa düzeninin korunmasını ve işletmeler arasında adil rekabet ortamının sağlanmasını amaçlar.

    Gerçeğe aykırı veya yanıltıcı reklamlar, rakip işletmeler hakkında asılsız beyanlarda bulunulması, başkasının ticari itibarından haksız yarar sağlanması ya da işletmeye ait sırların hukuka aykırı şekilde ele geçirilmesi, haksız rekabet kapsamında değerlendirilen başlıca fiiller arasındadır. Bu tür eylemler yalnızca özel hukuk sorumluluğu doğurmakla kalmaz, şartların oluşması hâlinde ceza hukuku bakımından da suç teşkil edebilir.

    Haksız rekabet fiilinin kasten işlenmesi ve kanunda öngörülen unsurları taşıması durumunda, ilgili kişiler hakkında suç duyurusunda bulunulması mümkündür. Suç duyurusu, Cumhuriyet Başsavcılığı’na yapılır ve soruşturma süreci bu başvuru üzerine başlatılır. Soruşturma kapsamında fiilin niteliği, zararın boyutu ve failin kusur durumu değerlendirilir.

    Haksız rekabet nedeniyle suç duyurusunda bulunulması, özellikle ticari itibarın korunması ve devam eden zararın önlenmesi açısından önem taşır. Ceza soruşturmasının yanı sıra, tazminat ve haksız fiilin durdurulmasına yönelik hukuk davaları da gündeme gelebilir. Bu yönüyle haksız rekabet, hem ceza hukuku hem de ticaret hukuku bakımından çok yönlü sonuçlar doğurur.

    Haksız rekabet iddialarının somut delillerle desteklenmesi ve hukuki çerçevede ileri sürülmesi, sürecin sağlıklı ilerlemesi açısından büyük önem taşır. Bu nedenle, suç duyurusu sürecinin usule uygun şekilde yürütülmesi, hak kayıplarının önlenmesi ve etkin bir hukuki koruma sağlanması bakımından belirleyici rol oynar.




    Haksız Rekabet Suç Duyurusu Dilekçesi Örneği

     … CUMHURİYET SAVCILIĞI’NA

    YAKINAN                   :

    TC KİMLİK NUMARASI         :

    ADRES                             :

    VEKİLİ                            :

    ADRES                             :

    ŞÜPHELİ                         :

    SUÇ                                   :

    SUÇ TARİHİ                   : …/…/…

    AÇIKLAMALAR           :

    1-) Müvekkilimiz, …..’da kurulmuş ….. yıldır ….. alanında faaliyet gösteren ….. şirketinin sahibidir. Müvekkilimiz firma, ….. markalı ürünlerin ve mamullerin her türlü üretimi, dağıtımı ve bunların toptan ve perakende olarak pazarlanması konularında Türkiye çapında yetkilidir. (EK-1)

    2-) Müvekkilimiz tarafından lise eğitimi gören öğrenciler için tüm derslere kolay erişim sağlayan tablet seti için “….” markası ile Türk Patent Enstitüsü’ne …/…/… tarih … başvuru numarası ile marka tescil başvurusunda bulunulmuş ancak henüz tescil edilmemiştir. (EK-2) Başvuruda bulunulan abaküs eğitim setinin üretimi yapılmış, tüm Türkiye’de satışına ve dağıtımına başlanmıştır.

    3-) …/…/… tarihinde eğitim setleri alanında faaliyet gösteren şüpheli ….. firmasının ürünlerinin tescil başvurusunda bulunulan “…” markası ile iltibas yaratacak düzeyde benzerlik taşıdığı anlaşılmıştır. (EK-3) Buna ilişkin olarak, şüpheliye piyasaya sürmüş oldukları ilgili ürünlerin iltibas yaratacak düzeyde benzerlik taşıdığı … Noterliği’nin …/…/… tarih ve … yevmiye nolu ihtarnamesi (EK-4) ile iletilmiş olup şüpheli firma tarafından bu konuda herhangi bir eylemde bulunulmamıştır

    4- ) Yukarıda açıklanan nedenlerle ilgili firma yetkililerinin cezalandırılması amacıyla, gerekli soruşturmanın yapılarak kamu davası açılması için müvekkilimiz adına başvurma zorunluluğu doğmuştur. 

    HUKUKİ DELİLLER    :

    HUKUKİ NEDENLER  :

    SONUÇ VE İSTEM                    : Yukarıda açıklanan nedenlerle ilgili şahıs/şahıslar hakkında tahkikat yapılmak suretiyle cezalandırılması için kamu davası açılmasına karar verilmesini müvekkilimiz adına saygıyla talep ederiz. …/…/…

    Yakınan Vekili

      Av.

  • Merci Tayini İstemi Dilekçesi

    Merci Tayini İstemi Dilekçesi

    Merci tayini istemi, bir uyuşmazlıkta hangi mahkemenin veya merciin görevli ya da yetkili olduğunun belirlenememesi hâlinde başvurulan hukuki bir yoldur. Özellikle birden fazla mahkemenin kendisini görevli ya da yetkisiz görmesi veya dosyanın farklı merciler arasında gidip gelmesi durumunda, yargılamanın sürüncemede kalmaması için merci tayini talep edilir.

    Hukuk ve ceza yargılamasında merci tayini, yargılamanın sağlıklı ve hızlı şekilde yürütülmesini amaçlar. Görev veya yetki uyuşmazlıkları nedeniyle davanın esasına girilememesi, taraflar açısından ciddi hak kayıplarına yol açabilir. Bu nedenle merci tayini, usul hukukunda istisnai fakat önemli bir kurumdur.

    Merci tayini istemi genellikle, mahkemeler arasında görev veya yetki konusunda açık bir uyuşmazlık bulunduğu hâllerde söz konusu olur. Bir mahkemenin görevsizlik veya yetkisizlik kararı vermesi ve dosyanın gönderildiği mahkemenin de aynı yönde karar alması, merci tayini ihtiyacını doğurur. Bu durumda üst merci, hangi mahkemenin davaya bakacağına kesin olarak karar verir.

    Yetkili merci, yargılamanın türüne göre değişiklik gösterir. Hukuk davalarında bölge adliye mahkemeleri veya Yargıtay, ceza yargılamasında ise ilgili üst mahkemeler merci tayini konusunda karar verebilir. Verilen merci tayini kararı bağlayıcıdır ve ilgili mahkeme bu karara uymak zorundadır.

    Merci tayini istemi, yargılamanın gereksiz yere uzamasını önleyen ve hukuki belirliliği sağlayan önemli bir mekanizmadır. Bu sürecin usule uygun şekilde işletilmesi, davanın esasına girilmesini ve adil yargılanma hakkının korunmasını sağlar. Bu nedenle merci tayini taleplerinin dikkatli ve doğru hukuki gerekçelerle ileri sürülmesi büyük önem taşır.




    Merci Tayini İstemi Dilekçesi Örneği

    ……. 1.SULH HUKUK MAHKEMESİ HAKİMLİĞİNE

    DAVACI                            :

    ADRES                              :

    VEKİLİ                             :

    ADRES                              :

    DAVALI                            :

    ADRESİ                            :

    KONU                               : Merci Tayini Talebimizden İbarettir.

    AÇIKLAMALAR               

    ASKİ aleyhine açmış olduğumuz muarazanın önlenmesi ve suyun bağlanmasına ilişkin davamız,  …… Mahkemesince görevsizlik kararı verilerek …… Mahkemesine gönderilmiştir. …… Mahkemesince de görevsizlik kararı verilmekle olumsuz görev uyuşmazlığı söz konusu oluştuğu görülmektedir.

    HUKUKİ NEDENLER    : 6100 S. K. m. 21, 22, 23,24,25 ve her türlü ilgili mevzuat

    SONUÇ VE İSTEM         : Yukarıda kısaca açıklanan nedenlerle, Antalya () Sulh Hukuk Mahkemesinin görevsizlik kararı kesinleştiğinde dosyanın mercii tayini için Yargıtay ilgili dairesine gönderilmesini, davacı vekili olarak saygılarımı arz ve talep ederim. …/…/… 

    EKLER                  : 1. …. Mahkemesinin …/… E. …/… K. sayılı görevsizlik kararı

                                             2. Bir adet onaylı vekaletname örneği.

                                                                                   Davacı Vekili
                                                            Av.

  • Yetki İtirazı Dilekçesi

    Yetki İtirazı Dilekçesi

    Yetki itirazı, bir davanın hangi mahkemede görülmesi gerektiğine ilişkin olarak ileri sürülen usule dair bir itirazdır. Hukuk yargılamasında, davanın kanunen yetkili olmayan bir mahkemede açılması hâlinde, davalı taraf yetki itirazında bulunarak dosyanın doğru mahkemeye gönderilmesini talep edebilir. Yetki kuralları, yargılamanın düzenli ve adil şekilde yürütülmesini sağlamak amacıyla belirlenmiştir.

    Yetki itirazı, genel yetki kuralı veya özel yetki kurallarına aykırılık hâllerinde gündeme gelir. Genel kural olarak, dava davalının yerleşim yeri mahkemesinde açılır. Ancak sözleşmeden doğan davalar, haksız fiiller, taşınmazlara ilişkin uyuşmazlıklar gibi bazı durumlarda kanun özel yetkili mahkemeler öngörmüştür. Bu kurallara aykırı şekilde açılan davalarda yetki itirazı ileri sürülebilir.

    Yetki itirazının en önemli özelliği, süresinde yapılması zorunluluğudur. Hukuk Muhakemeleri Kanunu uyarınca, yetki itirazı davanın ilk itirazları arasında yer alır ve cevap dilekçesiyle birlikte ileri sürülmelidir. Süresinde yapılmayan yetki itirazı, kural olarak dikkate alınmaz ve mahkeme yetkili hâle gelir.

    Mahkeme, yetki itirazını incelerken dosya kapsamını, uyuşmazlığın niteliğini ve uygulanması gereken yetki kuralını değerlendirir. İtirazın kabulü hâlinde dosya, yetkili mahkemeye gönderilir; reddi hâlinde ise yargılamaya mevcut mahkemede devam edilir.

    Yetki itirazı, usul hukukunun önemli araçlarından biridir ve davanın sağlıklı yürütülmesi açısından belirleyici rol oynar. Bu nedenle yetki kurallarının doğru tespit edilmesi ve itirazın usulüne uygun şekilde ileri sürülmesi, olası hak kayıplarının önlenmesi bakımından büyük önem taşır.

    Yetki İtirazı Dilekçesi Örneği

    … CEZA MAHKEMESİ’NE

    DOSYA NO                      : …/ … E.

    SANIK:

    SAVUNMA:

    SUÇ                                   :Rüşvet (TCK m.252)

    KONU                               : Yetki İtirazımızdan İbarettir.

    AÇIKLAMALAR               

    1-) Müvekkilimiz hakkında; 01/01/2021 tarihinde Alanya Cumhuriyet Savcılığı’nın 2021/000000 Hazırlık nolu dosyasının kabulü ile mahkemenizde rüşvet  suçundan kamu davası açılmıştır.

    2-)Müvekkilin Bursa’da yaşamasından dolayı, soruşturma ve olası kovuşturma aşamalarında makamınızın taleplerini yerine getirme konusunda sıkıntı yaşayacağı aşikardır. Bu sebeple yetki itirazı hususu gündeme gelmiştir

    3-) 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun “Yetkili Mahkeme” başlıklı 12. maddesinde;

    “(1) Davaya bakmak yetkisi, suçun işlendiği yer mahkemesine aittir

    (2) Teşebbüste son icra hareketinin yapıldığı, kesintisiz suçlarda kesintinin gerçekleştiği ve zincirleme suçlarda son suçun işlendiği yer mahkemesi yetkilidir.

    (3) Suç, ülkede yayımlanan bir basılı eserle işlenmişse yetki, eserin yayım merkezi olan yer mahkemesine aittir. Ancak, aynı eserin birden çok yerde basılması durumunda suç, eserin yayım merkezi dışındaki baskısında meydana gelmişse, bu suç için eserin basıldığı yer mahkemesi de yetkilidir.

    (4) Soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı olan hakaret suçunda eser, mağdurun yerleşim yerinde veya oturduğu yerde dağıtılmışsa, o yer mahkemesi de yetkilidir. Mağdur, suçun işlendiği yer dışında tutuklu veya hükümlü bulunuyorsa, o yer mahkemesi de yetkilidir.

    (5) Görsel veya işitsel yayınlarda da bu maddenin üçüncü fıkrası hükmü uygulanır. Görsel ve işitsel yayın, mağdurun yerleşim yerinde ve oturduğu yerde işitilmiş veya görülmüşse o yer mahkemesi de yetkilidir.”

    3-) Açıkladığımız mevzuat hükümleri gereği, müvekkilimizin hakkında sorgu aşamasına geçilmeden önce yetkisizlik itirazımızın incelenmesini talep ediyoruz.

    HUKUKİ NEDENLER  : 5271 S. K. m. 12, 18 ve ilgili mevzuat

    SONUÇ VE İSTEM        : Yukarıda açıkladığımız nedenlerden dolayı, yetki itirazımızın kabulü ile, mahkemenizin yetkisizliğine karar verilmesini, müvekkilimiz adına bilvekale saygıyla talep ederiz. …/ …/ …

    Sanık Müdafii

        Av.

  • Aynen İfa Talepli Dava Dilekçesi

    Aynen İfa Talepli Dava Dilekçesi

    Aynen ifa talepli dava, bir borç ilişkisinde borçlunun edimini para ile değil, sözleşmede kararlaştırıldığı şekliyle aynen yerine getirmesinin talep edildiği dava türüdür. Türk Borçlar Kanunu kapsamında düzenlenen bu dava, özellikle sözleşmeden doğan borçların eksiksiz ve gereği gibi ifasını sağlamak amacıyla açılır. Buradaki temel amaç, alacaklının sözleşmeyle elde etmeyi hedeflediği menfaatin doğrudan sağlanmasıdır.

    Aynen ifa talebi, genellikle satış, eser, kira veya hizmet sözleşmelerinden kaynaklanan uyuşmazlıklarda gündeme gelir. Örneğin satışı yapılan bir taşınmazın teslim edilmemesi, kararlaştırılan işin yapılmaması ya da sözleşmede belirtilen malın verilmemesi hâllerinde aynen ifa davası açılabilir. Borcun niteliği gereği aynen ifanın mümkün ve hukuken engellenmemiş olması gerekir.

    Mahkeme, aynen ifa taleplerini değerlendirirken borcun varlığını, sözleşmenin geçerliliğini ve ifanın fiilen mümkün olup olmadığını inceler. Aynen ifanın imkânsızlaştığı durumlarda ise mahkeme, şartları varsa tazminata hükmedebilir. Bu nedenle aynen ifa, öncelikle tercih edilen; tazminat ise ikincil nitelikte bir yaptırımdır.

    Uygulamada, aynen ifa talebiyle birlikte gecikmeden doğan zararlar veya cezai şart talepleri de ileri sürülebilir. Bu durum, borçlunun yükümlülüğünü zamanında ve sözleşmeye uygun şekilde yerine getirmesini teşvik eder.

    Aynen ifa talepli davalar, sözleşme serbestisi ve hukuki güvenlik ilkeleri açısından büyük önem taşır. Sürecin doğru hukuki gerekçelerle yürütülmesi ve taleplerin açık şekilde ortaya konulması, hak kaybı yaşanmaması bakımından kritik öneme sahiptir.




    Aynen İfa Talepli Dava Dilekçesi Örneği

    DAVACI                           :

    ADRES                             :

    VEKİLİ                            :

    ADRES                             :

    DAVALI                           :

    ADRESİ                            :

    KONU                               : Aynen İfa (Olmadığı Takdirde Bedel İadesi) İstemimizden İbarettir.

                                                                                  AÇIKLAMALAR               

    1-) Müvekkilimiz, parke yer döşemesi yaptırmak amacıyla, davalıdan … TL. bedel karşılığında … m² parke satın almıştır.

    2-) Müvekkilimiz ile davalı arasında …/ …/ … tarihinde imzalanan satış sözleşmesinin … maddesinde, sözleşmeye konu olan parke bedelinin …/ …/ … tarihinde davalının … Bankası … Şubesi’nde yer alan … numaralı hesaba müvekkilimiz tarafından havale edileceği, … maddesinde de sözleşmeye konu parkelerin, …/ …/ … tarihinde davalı tarafından müvekkilimizin … … adresindeki evine teslim edileceği kararlaştırılmıştır. (EK-1)

    3-) Müvekkilimiz, sözleşmenin kendisine yüklediği edimi yerine getirmiştir. Bu konudaki banka dekontu ektedir. (EK-2) Ancak, davalı gerek sözleşmede yer alan tarihte gerekse de müvekkilimizin kendisine …/ …/ … tarihinde göndermiş olduğu … Noterliği’nin … yevmiye nolu ihtarnamesinde belirtilen …/ …/ … tarihinde, üzerine düşen yükümlüğü yerine getirmemiştir. (EK-3)

    4-) Müvekkilimiz, evinde yaptırmakta olduğu tadilat sırasında kullanacağı parkeleri zamanında teslim alamaması nedeniyle zor durumda kalmıştır. Bu sebeple, parkelerin aynen teslimi, aynen ifanın mümkün olmaması halinde ise ödenen parke bedeli olan … TL.’nin davalıdan alınarak müvekkilimize ödenmesi için mahkemenize başvurulması zorunluluğu hasıl olmuştur.

    HUKUKİ NEDENLER  : 6098 S. K. m. 123, 124, 125, 126.

    HUKUKİ DELİLLER    :

    1-) …/ …/ … tarihli satış sözleşmesi,

    2-) Banka Dekontları

    3-) … Noterliği’nin …/ …/ … tarih ve … yevmiye nolu ihtarnamesi.

    4-) Bilirkişi İncelemesi

                                                                           SONUÇ VE İSTEM           

     Yukarıda açıkladığımız nedenlerle, müvekkilimiz tarafından …/ …/ … tarihli satış sözleşmesi ile satın alınan parkelerin aynen teslimine, aynen ifanın mümkün olmaması halinde ise ödenen parke bedeli olan … TL.’nin davalıdan alınarak müvekkilimize ödenmesine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine, karar verilmesini, müvekkilimiz adına saygıyla talep ederiz. …/ …/ …

    EKLER                             :

    1-) …/ …/ … tarihli satış sözleşmesi,

    2-) Banka Dekontları

    3-) … Noterliği’nin …/ …/ … tarih ve … yevmiye nolu ihtarnamesi.

    4-) Bir Adet Onaylı Vekaletname Örneği.

                                                                                                                                              Davacı Vekili

                                                                                                                                              Av.

  • Birleştirme Kararına İtiraz Dilekçesi

    Birleştirme Kararına İtiraz Dilekçesi

    Birleştirme kararı, aynı tarafları ilgilendiren veya aralarında hukuki ya da fiilî bağlantı bulunan davaların, yargılamanın daha etkin ve tutarlı yürütülmesi amacıyla tek dosyada görülmesine ilişkin mahkeme kararını ifade eder. Hukuk ve ceza yargılamasında başvurulan bu yöntem, usul ekonomisini sağlama amacını taşır. Ancak her somut olayda birleştirme kararı hukuka uygun olmayabilir ve bu kararlara karşı itiraz yolu açıktır.

    Birleştirme kararına itiraz, davalar arasında gerekli bağlantının bulunmadığı, birleştirmenin yargılamayı uzatacağı veya tarafların savunma hakkını olumsuz etkileyeceği hâllerde gündeme gelir. Özellikle delillerin farklı olması, davaların farklı aşamalarda bulunması ya da birleştirmenin taraflardan biri açısından telafisi güç sonuçlar doğurması, itiraz gerekçeleri arasında yer alır.

    Mahkeme, birleştirme kararını verirken davaların konusu, tarafları, delil durumu ve yargılamaya sağlayacağı katkıyı dikkate alır. Bu unsurların yeterince değerlendirilmemesi veya kararın gerekçesiz olması, itirazı haklı kılabilir. İtiraz sürecinde, birleştirmenin neden hukuka ve usule aykırı olduğu açık ve somut biçimde ortaya konulmalıdır.

    Birleştirme kararına itirazlar, yargılamanın türüne göre üst mahkeme veya ilgili merci tarafından incelenir. İnceleme sonucunda, birleştirmenin uygun olmadığı kanaatine varılırsa karar kaldırılabilir veya dosyaların ayrılmasına hükmedilebilir.

    Birleştirme kararına itiraz, adil yargılanma hakkı ve savunma hakkının korunması açısından önemlidir. Bu nedenle sürecin dikkatle yürütülmesi, itirazın süresi ve usulü kaçırılmadan yapılması, hak kayıplarının önüne geçilmesi bakımından büyük önem taşır.




    Birleştirme Kararına İtiraz Dilekçesi Örneği

    … SULH CEZA HAKİMLİĞİ’NE;

    İTİRAZ EDEN                            :

     ADRES                                         :

    VEKİLİ                                        :

    ADRES                                         :

    KONU                                           : … Cumhuriyet Başsavcılığı’nın …/…/… tarihinde                                                                                                                         tebliğ edilen …/…/… tarih ve …/… sayılı birleştirme kararına karşı itirazımızdır.

    AÇIKLAMALAR   

    1-) … Cumhuriyet Başsavcılığı …/… Hz. ve …/… Hz. sayılı dosyaları üzerinde yaptığı inceleme sonucu hazırlık evrakları arasında hukuki ve fiili irtibat bulunduğu gerekçesiyle dosyaların birleştirmesine, …/… Hz. sayılı evrakın kaydının kapatılarak, işlemlerin …/…Hz. sayılı evrak üzerinden yürütülmesine karar vermiş ve …/…/… tarih ve …/… sayılı birleştirme kararı …/…/… tarihinde tebliğ edilmekle beraber yerinde değildir.

    2-)  Zira dosyalar arasında birleştirme kararı verilebilmesi için dosyalarda en azından şüpheli konumunda olanlardan birisi bakımından ortaklığın olması, yani birleştirilmesi düşünülen dosyaların her birisinde en az bir kişinin “şüpheli” olarak yer alması gerekmekte ise de; birleştirmeye konu olan dosyalardan …/… Hz. nolu dosyada müvekkilimiz şüpheli olmakla birlikte diğer dosya açısından bir sıfatı bulunmayıp ilgili dosyayla ilgili sadece tanıklığına başvurulmuş olup bu husus gözden kaçırılmıştır. Mahkemenizce dosyalar üzerinde yapılacak inceleme ile de durum fark edilecektir.

    3-) Açıkladığımız nedenlerle … Cumhuriyet Başsavcılığı’nın …/…/… gün ve …/… sayılı birleştirme kararının kaldırılmasına karar verilerek, bu hususun yerine getirilmesi için dosyanın ilgili Başsavcılığa geri gönderilmesini isteme zorunluluğu doğmuştur.

    HUKUKİ NEDENLER  : 5271 S. K. m. 8-11 ve ilgili mevzuat.

    SONUÇ VE İSTEM                       

     Yukarıda açıkladığımız nedenlerle … Cumhuriyet Başsavcılığı’nın …/…/… gün ve …/… sayılı birleştirme kararının kaldırılmasına karar verilerek, bu hususun yerine getirilmesi için dosyanın ilgili Başsavcılığa geri gönderilmesini saygıyla arz ve talep ederiz.  …/…/…

                                                                                                         İtiraz Eden Vekili

  • Bilişim Sistemlerinin Kullanılması Suretiyle Hırsızlık Savunma Dilekçesi

    Bilişim Sistemlerinin Kullanılması Suretiyle Hırsızlık Savunma Dilekçesi

    Bilişim sistemlerinin kullanılması suretiyle hırsızlık suçu, Türk Ceza Kanunu’nda nitelikli hırsızlık hâlleri arasında düzenlenmiş olup, teknolojik araçlar aracılığıyla başkasına ait malvarlığı değerinin rızaya aykırı şekilde ele geçirilmesini ifade eder. İnternet, bilgisayar, mobil uygulamalar veya banka sistemleri üzerinden gerçekleştirilen fiiller bu kapsamda değerlendirilir. Suçun niteliği gereği, yargılama sürecinde teknik ve hukuki unsurlar birlikte ele alınır.

    Bu tür suçlamalarda savunma, maddi gerçeğin ortaya çıkarılması açısından hayati öneme sahiptir. Öncelikle isnat edilen fiilin sanık tarafından gerçekleştirilip gerçekleştirilmediği net şekilde ortaya konulmalıdır. IP adresleri, log kayıtları, dijital veriler ve bilirkişi raporları çoğu zaman dosyanın temelini oluşturur. Ancak bu teknik verilerin her zaman kesin delil niteliği taşımadığı, hatalı veya eksik değerlendirmelere açık olduğu unutulmamalıdır.

    Savunmada, kast unsurunun bulunup bulunmadığı önemli bir değerlendirme konusudur. Bilişim sistemlerinin kullanılması suretiyle hırsızlık suçunun oluşabilmesi için failin bilerek ve isteyerek hareket etmesi gerekir. Sistemsel açıklar, üçüncü kişiler tarafından yapılan işlemler veya yetkisiz erişim gibi ihtimaller savunmada dikkate alınabilir. Ayrıca fiilin hırsızlık mı yoksa başka bir suç tipini mi oluşturduğu da hukuki tartışma konusu olabilir.

    Uygulamada, delillerin hukuka uygun şekilde elde edilip edilmediği savunmanın temel dayanaklarından biridir. Hukuka aykırı şekilde elde edilen dijital veriler, mahkeme tarafından hükme esas alınamaz. Bu durum, savunmanın güçlenmesine doğrudan etki eder.

    Bilişim sistemleri üzerinden işlendiği iddia edilen hırsızlık suçları, ağır yaptırımlar doğurabileceğinden savunmanın dikkatli ve teknik bilgiyle hazırlanması gerekir. Sürecin uzman bir hukukçu eşliğinde yürütülmesi, adil yargılanma hakkının korunması açısından büyük önem taşır.




    Bilişim Sistemlerinin Kullanılması Suretiyle Hırsızlık Savunma Dilekçesi Örneği

    …. ASLİYE CEZA MAHKEMESİ HAKİMLİĞİNE

                                                                                               …………..

    DOSYA NO            : 

    DURUŞMA GÜNÜ : 

    SANIK                     : 

    VEKİLİ                    :

    SUÇ                            :  Bilişim Sistemlerinin Kullanılması Suretiyle Hırsızlık

    KONU                         :  Esas hakkındaki savunmalarımızdır.

             İddia- Müvekkilim ……….. hakkında ……… Asliye Ceza Mahkemesine açılan kamu davasında; müvekkilimin Bilişim Sistemlerinin Kullanılması Suretiyle Hırsızlık suçundan dolayı 5237 sayılı TCK’nun 142/2-e, 53, maddesi gereğince cezalandırılması istemi ile kamu davası açılmıştır.

    Sanık …………. Savunmalarında Özetle; Kendisinin bilgisayarı zor bela kullanmasını bildiğini, diğer sanık …………’ı tanımadığını, kendisinin yanında da bu isimli bir bayanın çalışmadığını, üzerine atılı suçu kabul etmediğini böyle bir olaya karışmasının söz konusu olmadığını, kendisinin internet kullanmasını çok az bildiğini, üzerine atılı suçu işleyebilecek kadar bilgisayar bilgisinin bulunmadığını belirtmiştir.

    Dosya içinde bulunan müvekkilimin aksi kanıtlanmayan savunması ve maddi deliller bağlamında, müvekkilim ……….yönünden delillerin değerlendirilmesi;

    Mahkemenizce bilindiği üzere; Ceza Muhakemesi Kanununun ve Delil Hukuku açısından hazırlık soruşturmasında toplanan deliller hazır delil sayılmayıp, kuşkunun giderilmesi gerekir.

    Bu itibarla;  Delil, meydana gelen bir suçun aydınlatılmasına ve suç sanıklarının tespit edilmesine yarayan her türlü ispat vasıtasıdır. Hazırlık soruşturmasında yapılan araştırmalar neticesinde elde edilen ve dosyada yer alan bilgiler birer “hazır” delil olmayıp, duruşma açısından şüphe sebebidir. Delil, asıl olarak son soruşturmada mahkeme açısından geçerli bir terimdir.” (Organize Suçlarla Mücadelede Gizli ve Örtülü Yaklaşımlar, Aytekin Geleri/ Hakan İleri, Sh: 223, Seçkin Yayınevi, Ankara, 2003)

    Yine mahkemenizce bilineceği üzere;  kanuni değil vicdani/serbest ispat sistemi geçerli olduğundan ve maddi gerçek araştırıldığında, sanık ikrar dahi etse, ikrar dahil, tüm delillerin CMK’da delillerin irad ve ikame edilmesi usulünü gösteren hükümler çerçevesinde ortaya konulup tartışılmaları ve tam bir vicdani kanaat için görgü tanıklarının duruşmada dinlenilmeleri ve tüm delillerin bu suretle mahkemece değerlendirilmesi gerekmektedir (Ceza Muhakemesi Hukukunun olmazsa olmaz bu kuralını  Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 29.02.1973 tarih, E. 1972/948, K. 1973/581 sayılı içtihadı da aynı şekilde desteklemektedir.)

    Bu itibarla; her delilin temsil ettiği olgu açısından tek tek ele alınarak ispat gücü testine tabi tutulması değil, diğer delil ve temsil ettikleri olgularla birlikte değerlendirilerek, delillerden ispat açısından bir kül halinde vicdani kanıya ulaşılması yani delillerin tümünden bir sonuç çıkartılması gerekir. Yargıtay’ın bir çok içtihadında buna ilişkin olarak “delillerin bir bütün halinde değerlendirilmesi halinde” sonuca gidilmesi şeklindeki yerleşmiş içtihatları bu doğrultudadır.

    Yineleyecek olursak; Evrensel Ceza Muhakemesi Hukukunun ve Yeni Ceza Muhakemesi Kanunumuzun kabul ettiği ana ilke, kişinin işlediği fiilinin, yapılan yargılama süreci sonunda veya yargılama sürerken fiili işlediğinin veya işlemediğinin sabit olduğu sonucuna, kuşkuya yer vermeyecek suretle varılmaması durumunda, mahkûmiyet kararı verilmemesi gerekir.

    Bunun yanında; Yargıtay’a göre “ceza yargılamasının amacı hiçbir duraksamaya yer vermeden maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasıdır. Bu araştırmada, yani gerçeğe ulaşmada mantık yolunun izlenmesi gerekir. Gerçek; akla uygun ve realist, olayın bütünü veya bir parçasını temsil eden kanıtlardan veya kanıtların bütün olarak değerlendirilmesinden ortaya çıkarılmalıdır. Yoksa bir takım varsayımlara dayanılarak sonuca ulaşılması, ceza yargılamasının amacına kesinlikle aykırıdır.  Ceza Yargılamasında kuşkunun bulunduğu yerde mahkûmiyet kararından söz edilemez.  Bu ilke evrenseldir.” (Grabenwarter. Christoph, & 24. Yargılama Güvenceleri Adil Yargılama Hakkı (İHAS md. 6)) Çev. Osman Can) Karşılaştırmalı Güncel Ceza Hukuku Serisi- Adil Yargılanma ve Ceza Hukuku, Ankara 2004 sh. 242 den naklen)

    Yüksek Yargıtayımızda bir çok kararında yukarıdaki düşüncelere vurgu yapmış ve “Sanığın suçlu olup olmadığı kuşkulu kalmış ve mahkûmiyetine yeter kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı durumlarda hükümlülük kararı verilemeyeceğini” belirtmiştir. (1. CD. 27.3.2003 tarih E. 2003/207, K. 2003/423)

    Bu açıklamalardan yola çıkarak netice olarak; olayı ispatlayacak delilin bulunmadığı kabul edilmeli ve iddianın kuşkulu olduğu kabul edilmelidir. Bu durumda mahkûmiyet kararı  verilemez, beraat kararı verilmelidir. (2.CD. 15.9.2003 tarih E.2001/37508, K.2003/9299)

    Bu açıklamalarımızın ışığı altında;

    Müvekkil ………..  hakkında uygulanması istenen TCK kapsamında açılan sevk maddesi yanında, müvekkilime celse arasında verilen ek savunma bağlamında; müvekkilimin suçunun sabit olması halinde hakkında uygulanması istenen TCK’nun 244/1-4 maddesi uyarınca “Sistemi engelleme, bozma, verileri yok etme veya değiştirme” başlığı altında düzenlenmiş olan fiile ilişkin hukuki değerlendirmelerimiz çerçevesinde; aşağıdaki görüş ve düşüncelerimizi Mahkemenize arz ediyoruz.

    Mahkemenizce bilindiği üzere;

    Maddenin 1. fıkrasının unsurlarının oluşması için; öncelikle, sistemin işleyişinin engellenmesi, işleyişin bozulması unsurlarının bulunması gerekir. Her iki hareketinde fiili işleyen failin her iki kasıtla da işlenebileceği düşünülecek olursa söz konusu hareketleri yapan failin doğrudan kastı belirlenemese bile, fiziki saldırı sonucunda sistemin çalışmasının aksayacağı, bozulacağını öngörmesi kaçınılmaz gibidir. Bu itibarla; faili doğrudan kastla sorumlu görmek, aksama veya bozma kaçınılmaz, mutlak görünmezse olası kastla sorumlu tutmak gerekecektir. (İsmail Malkoç Açıklamalı Yeni TCK Özel Hükümler, Sh.1580-1581, 2. cilt. 2006)

    Aynı şekilde;

    Maddenin 4. fıkrasına gelince; fıkrada geçen “başka suç oluşturmaması halinde ibaresiyle sınırlanmış olduğunu görmekteyiz. “Doğaldır ki, sayılan suçlar doğrudan gerçek ve irade sahibi insanlara karşı işlenebilecek dolandırıcılık suçları, ya da taşınabilir malı konu alan hırsızlık suçlarının sistemle ilgili hareketlerle oluşmayacağı bilinmektedir. Ancak sistemlerin verilerinin ve hizmetlerinin saptırılarak mallara ve çıkarlara ulaşılması şeklinde gerçekleşme mümkündür. Haksız çıkar sağlama, önceki fıkralarda yer alan hareketlerle failin şahsına veya bir başkasına sağlanan maddi, manevi çıkarlar anlamındadır.” (İsmail Malkoç Açıklamalı Yeni TCK Özel Hükümler, Sh.1585, 2. cilt. 2006)

    • Müvekkilimin işlediği iddia edilen ve ek savunma bağlamında; ek savunması alınan iddia edilen fiiline gelince; Müvekkilimin aksi kanıtlanmayan savunmalarında da ifade ettiği gibi, internet kullanımının sıradanlığı bir yana, internet yoluyla başkalarının internet sitesine (e-mail adresine, internet ağına, numarasına) girmek suretiyle, başka bir üçüncü şahsın hesabına para aktarılması olayı bir teknik birikimi ve kullanım tecrübesini gerektirmektedir. Müvekkilim kesinlikle bu teknik donanıma sahip kişi değildir. Maddenin birinci fıkrasında da izah edildiği üzere biran için iddia edilen suçunun yasada tanımlanan açılımına göre öncelikle doğrudan kasıtla işlenmesi gerekir, bunun saptanamaması halinde, kişinin olası kasıtla sorumlu tutulacağı öngörülmüş ise de, müvekkilimin söz konusu fiili doğrudan kasıtla işlediğinin düşünülmemesi bir yana, olası kasıtla da işlemesi olanaklı değildir. Her şeyden önce kendisi bu donanıma sahip bir kişi değildir.
    • Dördüncü fıkradaki yine fıkranın açılımına göre; “önceki fıkralarda yer alan hareketlerle, failin şahsına veya bir başkasına sağlanan maddi, manevi çıkar” söz konusu olması gerekir. Müvekkil Karadeniz Ereğli’de yaşayan ………’nın ………. Bankası neznindeki hesabına girerek üç kez diğer şüpheli …….’ın hesabına para aktardığı iddiasının her şeyden önce kabul edilebilmesi için;  önce müvekkilin müşteki veya diğer şüpheliyi tanıması ve diğer şüpheli ile arasında bir çıkar ortaklığının bulunması gerekir. Söz konusu eylemde müvekkil kendisine dönük olarak  şahsi veya manevi bir çıkar sağlamamıştır. Bunun yanında diğer şüpheli sanık  ………’ı da tanımamaktadır. …………’a çıkar sağlama yolunda hiçbir menfaati bulunmadığı gibi uzaktan yakından bir yakınlığı da bulunmamaktadır. Bu nedenle kendisine başkasının hesabını kullanmak suretiyle çıkar sağladığı iddiası bu açıklamamız çerçevesinde hayatın olağan akışına aykırı olduğu kendiliğinden anlaşılmaktadır.

    Kaldı ki; diğer şüpheli sanık ……….. müvekkilimin kendisi ile kişisel anlamda ilişkilendirilebilecek nitelikte hiçbir bağlantısının olmadığı bir yana, ……….’ın hazırlık ve Mahkeme ifadelerinin de birbirini yalanladığı açıkça anlaşılmaktadır.

    • Mahkemenizce çok iyi bilindiği üzere; ayrıca gerek televizyon kanallarında gerekse medya haberlerinde kişiye ait bilgisayarın başkaları tarafından (uzaktan erişim yöntemiyle) kişinin bilgisayarına hakimiyet kurmak suretiyle mevcut kayıtlarını elde ederek uzaktan işlem yapıldığı konusunda yaşanılan çeşitli olaylar devamlı olarak gündemden düşmemektedir.
    • Bunun yanında da; bir güven kurumu olarak bankalarında bu tür eylemlerin önüne geçilmesi yolunda objektif sorumluluk esaslarına göre sorumluluğunun olduğu bu itibarla da son dönem yayınlanan Yargıtay içtihatlarında da vurgulandığı üzere, Yargıtayımız değişik içtihatları ile de bu hususlara vurgu yaptığı görülmektedir. Bu açıklamamız çerçevesinde aşağıda yayınlanmış içtihadı da Mahkemenizin takdir ve değerlendirmesine sunuyoruz.

    “Bir güven kurumu olarak faaliyet gösteren bankalar objektif özen yükümlülüğünün yerine getirilmemesinden kaynaklanan hafif kusurlarından dahi sorumludurlar. Bu nedenle, banka müşterisinin hesabında bulunan paranın, müşterinin haberi olmadan bilgisayar korsanlığı yoluyla başka bir hesaba aktarılmasının önlenmesi konusunda ek güvenlik tedbirleri almayan bankanın hafif kusurundan dahi sorumlu olduğu dikkate alınarak; müşterinin zararını ödemek zorunda olduğu sonucuna varılmalıdır. Ayrıca belirtmek gerekir ki, bankanın hafif kusurundan dolayı sorumlu olduğu bu olayda müşterinin müterafik kusurundan söz edilemez” (11. Hukuk Dairesinin 22.06.2006 tarih ve 2005/4748 esas 2006/7341 karar)

    Müvekkilimin fiili ile örtüşen Yargıtayın olayımıza emsal teşkil eden 11. Hukuk Dairesinin 2005/4748 esas 2006/7341 karar nolu ve 22.06.2006 tarihli içtihadını da takdir ve değerlendirmelerinize arz ediyoruz.

    • Başkaları tarafından kişinin bilgisayar kayıtlarına girmek suretiyle, “uzaktan erişim yöntemiyle” işlem yapılacağı hususuna ilişkin gerek internet üzerinden gerekse basın medya üzerinden alınmış, bu tür fiillerin başkaları tarafından kullanıldığına ilişkin ortaya çıkan hak mağduriyetlerinin günümüz hayatında yaşandığı konusunda “Trojan Horses (Truva Atları) Nedir?”, Truva Atına Basit Bir Örnek”, “Güvenli İnternet Kullanımı”, “ Banka hesaplarına göz diken virüs”, “Dolandırıcılık Taktikleri”, “ Sanal Casusluk Endüstrisi Büyüyor”, “ İnternet dolandırıcılığı çağ atladı”, “ İnteraktif Dolandırıcılık” başlığı altındaki belgeleri de yukarıda açıklamalarımızı destekler nitelikte bulduğumuzdan Mahkemenizin de ayrıca takdirine sunuyoruz.
    • Maddi kanıtların ve delillerin toplanması bağlamında CMK’nun tanıdığı yasal çerçevede; müvekkilimizin vekili olarak söz konusu edilen fiilin internet aracılığıyla başkaları tarafından (uzaktan erişim yöntemiyle) kayıtlara girilmek suretiyle iddia edilen fiilin işlenip işlenemeyeceği yolunda, bu konuda en yetkin konumda bulunan TMMOB. Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği Elektrik Mühendisleri Odasına 24.09.2009 tarihinde yapmış olduğumuz müracaatla kendi alanında yetkin Elektrik, Elektronik Yüksek Mühendis Yrd. Doç. Dr. ………..’a yaptırılan inceleme ile ilgili olarak bilirkişinin 28.10.2009 tarihli yazısında yapmış olduğu incelemenin 6.sayfasının sonuç kısmında da ifade ettiği üzere; “ilgili olayın organize bir yapıda suç olduğu, eldeki kesin bilgiler davalı …………’in internet hesabına bağlı hattan yapıldığını gösterse de davalıların arasında bu işi yapacak bir ilişki kanıtlanmadığı durumda, olayın daha bilinçli kişilerce organize olarak yapıldığı yolunda bir kanaatimiz oluşmuştur” şeklindeki görüş ve düşüncesini de Mahkemenizce değerlendirileceği düşüncesindeyiz.

    Aşağıda yine Mahkemenizin takdirine sunduğumuz Yargıtay ilgili ceza dairesinin içtihadı da bilirkişinin yukarıda açıklanan yorum ve düşüncelerini de tam ve eksiksiz bir şekilde desteklediği görülmektedir.

    “Yakınana ait internet hattına 18.06.2000- 05.12.2000 tarihleri arasında dışarıdan başkaları tarafından toplam 329 defa bağlantı yapılarak girilip görüşme yapıldığı, bunlardan sadece 48 adedinin sanıkların babası ………… adına kayıtlı ev telefonundan 18.06.2000- 30.09.2000 tarihleri arasında gerçekleştirildiği, sanıklardan………. 29.07.2000- 16.12.2000 tarihleri arasında yurt dışında olduğu, sanık …………’nin de Aralık 1999- Nisan 2001 tarihleri arasında askerde olduğu 3 veya  haftada bir hafta sonları babasının evine geldiği, her iki sanığın evde olmadıkları günlerde de babaları üzerine kayıtlı telefon ile yakınanın internet hattına bağlantı yapıldığının anlaşılması ve bilirkişi ……….. tarafından düzenlenen 12.03.2003 tarihli raporda da “bağlanılan telefonun başka bir numara olarak gösterilmesinin mümkün olduğunun” belirtilmesi karşısında; sanıkların yüklenen suçu işlediklerine ilişkin her türlü kuşkudan uzak, hukuken elverişli, yeterli, kesin ve inandırıcı kanıt bulunmadığı gözetilmeden, yazılı şekilde mahkûmiyetlerine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı” (6. CD. 16.03.2006 tarih ve 5464 E- 2574 K.)

    • Şüphesiz Mahkemelerce kanaat oluşturması bağlamında, kişinin ahlaki redaetinin de söz konusu fiili işleyip işlemediği, vicdani kanaati destekleyip desteklemediği bağlamında, geçmişi, kişiliği, sosyal hayatının da önemli bir etken oluşturacağını düşünmekteyiz.

    Bu bağlamda, dilekçemiz ekinde sunduğumuz üzere, müvekkilim; çevresinde sevilen, sayılan vergi mükellefiyet kaydı bulunan, ayrıca maddi ve içtimai hayatı açısından ekte sunulan tapu kayıtlarından görüleceği üzere; çok sayıda gayri menkulünün bulunduğu, bu itibarla, maddi hayatı içerisinde hiçbir değeri olmayan iddia edilen miktara, yaşı, yaşam tecrübesi, sosyal ve içtimai hayat içindeki kişiliği göz önüne alındığında tenezzül ve itibar etmesi düşünülemeyeceği gibi, hayatın olağan akışına da aykırı olduğunu düşünmekteyiz.

    Mevcut kanıtların “şüphenin sanık lehine yorumlanması”  evrensel ceza hukuku kuralından yola çıkarak “şüphe” nin varlığının da Mahkemenizce değerlendirileceği inanç ve düşüncesindeyiz.

    Ceza adaletinin amacı bilindiği üzere maddi gerçekliğin araştırılmasıdır. Bu itibarla; müvekkilimizin yapılan yargılama süreci boyunca elde edilen maddi kanıtlar, müvekkilimin olayın başından bu yana birbiri ile çelişmeyen ve aksi kanıtlanmayan savunmaları göz önüne alındığında; müvekkilim hakkında bir vicdan kanısı oluşturacak nitelikte maddi, kesin, tutarlı, birbiri ile çelişmeyen bir kanıt bulunmadığından beraat etmesi gerektiğini düşünüyoruz.

    Sayın Mahkemenizce çok iyi bilindiği üzere, Bir an için bir şüphenin varlığından bahis edilse dahi; maddi kanıtlardan yola çıkarak faile ulaşıldığında tüm delillerin vicdan kanısı oluşturacak nitelikte, kesin ve inandırıcı olması gerekir. Bunun yanında, failin kastının hiçbir şüpheye yer verilmeyecek derecede saptanamaması durumunda, ‘şüpheden sanık yararlanır’ evrensel kuralını uygulamak gerekir.

    Şüphe konusunda yinelemek gerekirse şu hususa vurgu yapmak gerekir;

    Ceza Muhakemesi Hukukunun temel prensiplerinden birisi de şüpheden sanığın yararlanacağı ilkesidir. Her hukuk devletinde kabul edilen ve masumluk karinesi ile sıkı bir ilgisi olan bu ilkeye göre, yapılan ceza muhakemesi sonunda fiilin sanık tarafından işlendiği % 100 belliliğe ulaşmadığı takdirde beraat kararı  verilecektir. “ Bir ülkede tek bir masum kişi cezalandırılmış ise, o ülkede herkes suçludur” sözü ünlü Ceza Hukukçusu Faruk Erem’indir.  Bu sözün temelinde yatan ilkede “masumluk karinesi” dir.

    Böyle bir ilkenin kabul edilmesinin sebebi, bir suçlunun cezasız kalmasının, bir masumun mahkum olmasına tercih edilmesidir; başka bir ifade ile masumluk karinesidir.

    Sonuç olarak; müvekkilimin olayın başından bu yana birbiri ile çelişmeyen ve aksi kanıtlanmayan savunmaları göz önüne alındığında, müvekkilim hakkında bir vicdan kanısı oluşturacak nitelikte maddi, kesin, tutarlı, birbiri ile çelişmeyen bir kanıt bulunmadığından beraat etmesi gerektiğini düşünüyoruz.

    Bunun yanında; Mahkemeniz aksi kanaatte ise; müvekkilimin dosyaya sunulan geçmiş hali ve mevcut sicil kayıtlarının, talep edeceğimiz hususa olanak tanıyacağı düşüncesi ile CMK’nun 231. maddesinde düzenlenen Hükmün Açıklanmasının Ertelenmesine ilişkin yasal düzenlemenin de müvekkilim lehine değerlendirilmesini dilemekteyiz.

    Bu bağlamda;

    Mahkemenizce bilindiği üzere, 23.01.2008 tarihinde kabul edilen 5728 sayılı kanun (RGT., 08.02.2008- 26781) hükümleri gereği “bu tür suçlardan yargılananlar için 2 yılı aşkın bir ceza talep edilmediği takdirde hükmün açıklanmasının ertelenmesi” kabul edildiğinden ve aynı kanunun geçici 1. maddesi 2. fıkrasında; “Bu kanun yürürlüğe girdiği tarihten önce kesinleşmiş ve infaz edilmekte olan mahkûmiyet kararları hakkında, lehe kanun hükümleri, hükmü veren Mahkemece 13.12.2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin infazı hakkında kanunun 98 ilâ 101. maddeleri dikkate alınmak ve dosya üzerinden inceleme suretiyle belirlenir. Ancak, hükmün konusunun herhangi bir inceleme, araştırma, delil tartışması ve takdir hakkının kullanılmasını gerektirmesi halinde inceleme, duruşma açılmak suretiyle yapılabilir” açık hükmü karşısında; müvekkilim hakkındaki verilen cezanın “hükmün açıklanmasının ertelenmesi” kararı  verilmesini dilemekteyiz.

    Ayrıca; Yine Mahkemenizce bilindiği üzere;

    Modern Ceza Hukuku ve hümanist açıdan düşünüldüğünde; yeni Türk Ceza Yasası, içinde yaşadığımız toplumun korunması yanında, suçlunun da ıslahına yönelen yaptırımların varlığının kabulüne yönelmiş, alışılmış şekliyle klasik ve geleneksel olarak, giderek Dünya insanlığının  kabul ettiği “ceza kavramı” yanında, “suçlunun kişiliğine uygun önlemlerin uygulanması” görüşüne de, yeni yasada yer vermiştir.

    Bu bağlamda da Yargıtay 1. Ceza Dairesi’nin 2006 yılına ait 2005/1589- 609 sayılı içtihadı yol göstericidir. “…Türk Ceza Yasasının lehe hükümlerinin uygulanması bağlamında, ‘ lehe olan yasanın ‘ kişinin özgürlüğünün daha az  kısıtlanması gerektiren yasa olduğundan kuşku yoktur. Yargıç somut olaya ceza hukukunun genel ilkelerini uygulayarak ve yasalarda öngörülen cezalara bakarak lehteki yasayı belirlerken, yalnız cezaları dikkate almasının yeterli olmadığı durumlarda yardımcı ölçülere başvurarak, örneğin, suçun unsurlarına, erteleme koşullarına, içtima ve tekerrür hükümlerini dikkate alması gerekebilir.”

    Bu itibarla, müvekkilimin özgeçmişi, sicil dosyası, aksi kanıtlanmayan savunması, duruşmalara karşı gösterdiği saygılı özen ve tutumu gözetilerek; müvekkilim hakkında verilecek cezanın,  insani ceza hukuku açısından bireyselleştirilmesi, yeni ceza hukukunun da beklentisidir. Yasanın genel gerekçe kısmında da ifade edildiği üzere  “…Güvenlik tedbirlerine ilişkin olarak 6 madde yer almakta ve hakimin bu tedbirlere ne gibi hallerde hükmedeceği ve cezaların güvenlik tedbirlerine çevrileceği gösterilmektedir. Ayrıca kısa süreli hürriyeti bağlayıcı cezalar yerine, hükmedilecek tedbirler arasına ‘kamuya yararlı bir işte çalıştırma’ da eklenmiş, bu suretle cezaların bireyselleştirilmesi hususundaki olanaklar çoğaltılmıştır.” demek suretiyle, erteleme konularında yepyeni bir düzenleme ve farklı hükümler getirdiği de açıktır. Bu düşüncenin ışığı altında, müvekkil hakkındaki yaptırımın bireyselleştirilmesi gerektiği inancındayız.

    Bu itibarla; “Cezaların kişiselleştirilmesi” (bireyselleştirilmesi) kurumu olan erteleme de, kısa süreli hürriyeti bağlayıcı cezaların sakıncalarının giderilmesi amaçlanmış, suç yerine suçlu ilk plana alınarak, cezaların fiile değil, onu işlemiş olan faile uydurulması ön görülmüştür. Kaldı ki;  Suçu alışkanlık (ihtiyat) haline getirmiş olanlar ile tesadüfü olarak suç işleyenleri ayırmak gerekir. (Ali Parlar / Muzaffer Hatipoğlu, Gerekçeli, Açıklamalı, İçtihatlı 5237 sayılı TCK Kanununa göre Suçlarda Teşebbüs – İştirak, İçtima ve Yaptırımlar, sayfa 359, Kazancı Yayınları – İstanbul 2005)

    SONUÇ VE İSTEM;

    Açıklanan gerekçelerle, müvekkilim …………’in üzerine atılı suçu işlediği sabit olmadığından BERAATİNE karar verilmesini, şayet mahkemenizin aksi kanaatte ise, müvekkilimin duruşmalardaki saygılı tutum ve davranışları göz önüne alınarak hakkında TCK’nun 62. maddesi ile takdiri ve yasal tüm indirim hükümlerinin uygulanması ile hakkında mahkemenizin takdir ve değerlendirilmesi çerçevesinde TCK’nun 51 veya koşullarının bulunduğu düşüncesiyle CMK’nun 231. maddesi gereğince verilecek cezanın hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesini arz ederim.

    Sanık Vekili

  • Azilname Dilekçesi

    Azilname Dilekçesi

    Azilname, bir kişinin daha önce vermiş olduğu vekâlet yetkisini tamamen veya kısmen sona erdirdiğini gösteren hukuki bir işlemdir. En sık olarak müvekkilin avukatına verdiği vekâletin geri alınması amacıyla düzenlenir. Türk Borçlar Kanunu ve Avukatlık Kanunu çerçevesinde, vekâlet ilişkisi güvene dayalı bir ilişki olduğundan, müvekkil her zaman vekilini azletme hakkına sahiptir.

    Azil işlemi, kural olarak herhangi bir gerekçe gösterilmeden yapılabilir. Ancak azlin haklı bir nedene dayanıp dayanmadığı, özellikle ücret ve tazminat talepleri bakımından önem taşır. Haklı bir neden olmaksızın yapılan azil hâlinde, avukatın doğmuş veya doğması muhtemel ücret alacağı gündeme gelebilir. Buna karşılık, mesleki özenin gösterilmemesi veya vekâlet görevinin gereği gibi yerine getirilmemesi gibi hâller haklı azil sebebi sayılabilir.

    Azilnamenin geçerli olabilmesi için noter aracılığıyla düzenlenmesi ve ilgili vekile bildirilmesi gerekir. Avukat bakımından azil, kendisine tebliğ edildiği anda hüküm doğurur. Ayrıca azil işleminin mahkemeye ve ilgili kurumlara bildirilmesi, dosya işlemlerinde karışıklık yaşanmaması açısından önemlidir.

    Azilname, yalnızca avukat–müvekkil ilişkilerinde değil; genel vekâlet, şirket temsil yetkileri veya özel yetki içeren vekâletlerde de kullanılabilir. Yetkinin kapsamına göre azlin kısmi veya tam olarak yapılması mümkündür.

    Azil işlemi, taraflar arasında doğabilecek hak ve yükümlülükleri doğrudan etkilediğinden, hukuki sonuçları dikkatle değerlendirilmelidir. Bu nedenle azilnamenin usule uygun şekilde hazırlanması ve sürecin bilinçli biçimde yürütülmesi, ileride yaşanabilecek uyuşmazlıkların önüne geçilmesi açısından büyük önem taşır.



    Azilname Dilekçesi Örneği

    …….. NOTERLİĞİ’NE;

    AZİLNAME

    AZİL EDENİN ADI SOYADI       :                                                                        

    TC No:

    ADRESİ                                                 :

    AZİL EDİLEN                                      :

    AZİL EDİLENİN ADRESİ               :

    ……..Noterliği’nin …… yevmiye no’lu vekaletnamesiyle sizi vekil tayin etmiştik. Şimdi ise gördüğümüz lüzum üzerine sizi bu günden itibaren vekaletten ve vekaletname ile tarafınıza verilmiş olan tüm yetkilerden azlettik. Bundan sonra bu vekaletnameye dayanarak adımıza herhangi bir işlem yapmaya yetkili bulunmadığınızı bildiririz.  …/…/…

    AZLEDEN

    İSİM SOYİSİM